“Meğer Gazi olmuşum; haberim yok!”

Gazi Erhan Atik Söyleşi 1974 Ankara, Polatlı doğumluyum. Babam, Polatlı Topçu Okulu’nda sivil memur olarak çalıştı
Bu haber 2016-02-13 14:48:32 eklenmiş ve 606 kez görüntülenmiştir.

Koray Gürbüz

 

 

“Meğer Gazi olmuşum; haberim yok!”

 

Erhan Atik

 

1974 Ankara, Polatlı doğumluyum. Babam, Polatlı Topçu Okulu’nda sivil memur olarak çalıştı ve oradan emekli oldu. Annem, ev hanımı…  Altı kardeşiz, ben beşinciyim. Babam, 1980 yılında ağabeyim İzmir’de askerken ziyaretine gitmiş; İzmir’i beğenince oraya taşındık. Ben 10 yaşındaydım. İlkokulu, Polatlı’da okudum. Ortaokula İzmir’de devam ettim fakat 3. sınıfta okulu ekonomik nedenlerden dolayı bıraktım. Annem, subay olmamı çok istiyordu ama olmadı işte.

 

Ekonomik Durumunuz Nasıldı?

 

Ailemin ekonomik durumu çok iyi değildi. Örneğin; sucuğu sadece pazar günleri o da sayılı yerdik. Altı çocuk, haliyle yetmiyordu.

 

Şimdiki dönemle bizim dönem çok farklıydı tabi. Ben, aileme destek olmak için 6-7 yaşlarında çalışmaya başladım. Polatlı Stadyumu’nda bardakla çekirdek, su satıyordum. Pazar günleri, pazara gider, kimin yükü varsa bilye tekerlekli el arabasıyla taşır, harçlığımızı alırdık.

 

Rahmetli annem, çiğbörek yapardı; biz de pazarlarda satardık. Bütün kardeşlerim böyleydi. Hepimiz çocukluktan çalışmaya başladık. Herkes kazandığı parayı getirir anneme verirdi. Annem evin ihtiyaçlarını karşılar ve bize harçlık verirdi.  

 

 

İzmir’de de Çalıştın mı?

 

İzmir’de, dayımın yanında çıraklığa başladım. Ayakkabı yapıyorduk. 13 yaşındaydım.  

 

Eskiden küçük yaşta çalışmak normaldi. Çoğu arkadaşım aynıydı.

 

İzmir’e geldikten sonra bütün aile çalışmaya başladık. Bütün maaşlar annemde birikiyordu.

 

Annen Harçlık Veriyor muydu?

 

Annemle anlaşmamız vardı. Haftalıkların tamamı, günlük bahşişlerin de yarısı onundu. Akşam gelirdim, kaç para bahşiş aldım; 3000 lira örneğin! 1500 onun, 1500 benimdi.  Fakat sabah olurdu, “Yahu oğlum elektrik faturası var!” derdi. Kaç para diyorsa o kadarını verirdim anneme. Yani o 1500 lirayı da evden çıkana kadar bir şekilde benden alırdı annem. Bende hiç hayır demezdim.

 

Askere gidene kadar böyleydi. Hepimiz çocukluktan beri çalışıyorduk.

 

Baban Bu Duruma Ne Derdi?

 

1980 yılına kadar bizim evde cunta yöntemi vardı! Babam ne derse o olurdu. Çok otoriter birisiydi. Örneğin babam herkesin akşam yemeğinde evde olmasını isterdi. Ya o sofrada olacaksın ya da yemek yemeyeceksin! Herkesi sofrada istiyordu. 1980’den sonra otorite anneme doğru kaydı. Çünkü artık ağabeylerim delikanlı olmuştu.

 

Askere Ne Zaman Gittin?

 

Askere 1994 yılında, Bilecik 9. Jandarma Er Eğitim Alay Komutanlığına gittim.

 

Alaya Şubat ayında gittiğim için hava çok soğuktu.

 

Bilecik’te otobüsten iner inmez iki inzibat beni durdurdu. “Asker misin?” diye sordu, “Evet” dedim. Yolu sordum; tarif ettiler. “Köprünün üstünden geçeceksin ama sen kendini o köprüden aşağı at, hiç teslim olma!” dediler.  “Neden” diye sorunca “Eğitimlerde görürsün”  dediler. 

 

Kapıdan girdikten sonra bütün acemi askerleri bir yere topladılar. Bir başçavuş çıkıp herkese “Buradan gideceğiniz yer Güneydoğu. Ona göre eğitiminizi iyi alın. Komutanlarınızı can kulağıyla dinleyin!” dedi.

Orada timlere ayrıldık. On altı kişiydik. Kayseri, İstanbul, İzmir, Trabzon ve Muğla’dan arkadaşlarım vardı. Çok zorlu ve güç bir eğitim aldık.

 

Oradan Hakkâri, Çukurca’ya dağıtımımız oldu. Çukurca İlçe Jandarma Komutanlığı’na geldiğimde beni uçaksavarcı seçtiler ve bununla ilgili ayrıca eğitim aldım. Uçaksavarı parça parça dört kişi taşıyorduk. Ayağı ayrı, mühimmatı ayrı, gövdesi ayrı… Çok ağırdı, sadece namluyla gövde 20 kilodan fazlaydı. Ben nişancıydım. Gövdeyi taşıyordum. Dört arkadaşımda mermi taşıyorlardı. Sekiz çeşit mermisi vardı. Düşünce patlayan, girince patlayan, zırh delen… Uçlarında renkleri vardı. O renklere göre ayırıyorduk.

 

Uçaksavarı Her Operasyona Götürür müydünüz?

 

Ben sabit pusucuydum. Her gece Karatepe Mevkiine çıkardık. Her gece oradaydık. Oradan Çukurca ilçesinin güvenliğini sağlardık.

Uçaksavar ağır olduğu için çok fazla operasyona gitmiyordum. Ama Kuzey Irak’a yapılan 2 büyük operasyona katıldım.

 

Çukurca Nasıldı?

 

1994 yılında terör olayları çok olurdu. Her gün çıkarken bugün ölecek miyiz, öldürecek miyiz diye düşünüyorduk.

 

Çarşı diye üç dükkân vardı. Bir postane, bir banka, bir de kaymakamlık binası... O kadar! İlçeye girip çıkış toplam 3 dakikaydı.

 

Vatandaşlar, çarşıya çıktığımızda bize sürekli“Nereye gidiyorsunuz?, Nerde kalıyorsunuz?, Operasyon var mı?” Gibi sorular soruyorlardı. Bu sorular bizi çok rahatsız ediyordu.

 

Halkın bir kısmı kaçakçılık dışında bir iş yapmazdı. Sigara, tütün, şeker, çay, koyun, inek vs. her şeyi kaçırıyorlardı.

 

Kaçakçılar PKK’ya da yardım ediyorlardı.

 

Karatepe’ye Her gün Çıkar mıydınız?

 

Biz Karatepe’den doğru Çukurca’nın emniyetini sağlardık. Çukurca İlçe Jandarma’nın tam arkasındaki tepedeydik. Çukurca’ya hâkim bir tepe. Orası düştüğü an, Çukurca gitti demektir.  Her zaman orada asker olurdu. Bir gececi birde gündüzcüler vardı.

 

Ayrıca önümüzdeki tepelerde oynak pusu vardı. Bir timimiz her gece bizim bulunduğumuz tepenin eteklerine pusu atardı. Gelir, iki saat bir tepede, iki saat başka bir tepede, iki saat 200 metre ileride... Ama biz hepsini bilirdik. Haberimiz olurdu.

Teröristler mevziiye sapanla taş atarlardı. Asker uyuyor mu, uyumuyor mu diye kontrol ediyorlardı. Bir de mevzide hangi silah olduğunu öğreniyorlardı. Komutanımız “Taş geldiği zaman ateş etmeyin, sadece eller tetikte bekleyin!” derdi.

 

Çok Olay Olur muydu?

 

Karakol baskınları olurdu. Örneğin, Üzümlü Karakolu her akşam 9’da basılırdı. Silah seslerini duyunca“Bakın saat 9 oldu!” diyordum.

 

Işıklı Karakolu’nda, Çeltik Karakolu’nda, Üzümlü Karakolu’nda sürekli baskın olurdu. Biz ortadaydık. Bulunduğum tepe bölgeye hâkim olduğu için hepsini uzaktan görürdüm fakat bir şey yapamıyorduk. Elimizden gelen bir şey yoktu. Uçaksavarın mesafesi yetmiyordu müdahale etmeye. Sadece koordinat verip havan atışı yapabiliyorduk.

 

Senin Mevziin Neredeydi?

 

Tepenin en zirvesinde benim mevziim vardı yani uçaksavar. Bir yanımda Havan diğer yanımda RPG-7... Eteğimizde ikişer kişi olmak üzere Bixi, Diktriyof, MG3 mevzileri vardı. Benim orası kale gibi sağlamdı.

 

Bir gün bir arkadaşım yanımda bulunan tim komutanıma koşarak gelip; “Komutanım,bugün oynak pusu var mı?” diye sordu. Komutanım “Yok!” dedi. Gece görüşle bakarken bir adam görmüş. Biz de baktık, RPG-7’yi sırtına almış, tepeye doğru tırmanan birini gördük. Önce asker zannettik.

 

Oynak pusu var mı, yok mu, derken karşı tepeden Bixi ve RPG-7 silahlarıyla bize doğru ateş açıldı. Aramızda yüz metre bile yoktu. Biz de karşılık verdik. Tepeye karşı sırttan çok yoğun roket ateşi vardı. Ben uçaksavarla karşılık veriyordum. Bu durum karşısında komutanımız sızma uyarısı yaptı. Ön tarafımızda bulunan mevziiler el bombasıyla yoğun ateş altına alındı.

 

Bende uçaksavarla karşı tepenin eteklerini tarayınca teröristler sızma yapamadı. Çatışma sabah hava aydınlanıncaya kadar devam etti. Ertesi gün arazi arama taramasında birçok terörist ölü ele geçti. Bunların sekizi 25 metre önümüzde bulundu. Geri kalanları da dere yataklarında ve karşı tepenin eteklerinde bulduk. O gün bir kişi mevziiye girseydi çok şehit verirdik.

Çatışmada teröristler tarafından, ilk taciz atışı yapan Bixiciyi, gece ikiye kadar susturamadım.  Yedi tane havan, dört tane roket attırdım. Ama susmadı! Sabah teröristin bulunduğu mevziiye gittim. Orada,  büyük bir kayanın altı oyulmuş ve sadece namlunun çıkacağı kadar bir delik gördüm. Üzerinde bulunan Kayada yüzlerce mermi ve havan izi vardı. Ama hiçbir şey olmamıştı.  Mevzide bir çuval boş kovan bulduk.

 

Tepeye Çok Baskın Olur muydu?

 

Bulunduğumuz tepe düşerse Çukurcada düştü demektir. Bu yüzden sürekli taciz ateşi olurdu. Ya bulunduğumuz tepeyi yada oynak pusudaki timleri basmaya çalışırlardı. Her seferinde de mevzilere sızmaya çalışırlardı. Haftada en az bir defa bunu denerlerdi. Çatışma sonrası arazi aramasında mevzilerin önünde yoğun kan izleri görürdük ama ölüye rastlamazdık, ölüleri genelde taşırlardı.

 

Gündüz Ne Yapıyordunuz?

 

Gece hepimiz ayaktaydık, kimse uyumazdı. Hava aydınlanınca üç-dört saat uyurduk. Her gün mutlaka silah bakımı yapardık. Silahımı pırıl pırıl temizliyordum. Çünkü uçaksavar sustu mu arkadaşlarımın morali bozulurdu.

 

Bir de “terörist bitler” vardı. Bitlere karşı hiçbir önlem işe yaramıyordu. Sabah temizlen, akşam yine bitlisin. İç çamaşırı aralarında, elbise kenarlarında, her yerde beyaz toprak biti vardı. Bazen arkadaşlarımız arasında kiminki büyük diye bakıp eğleniyorduk.

 

Hiç unutmam bir gün bitlere karşı isyan ettik. Hepimiz içtima alanında toplandık, üzerimizde sadece bir külot vardı. O halde, çırılçıplak banyoya girdik. Bacaktaki kıllara bile yapışmışlardı. Bitlerden kurtulmak için bacaklarımı, kollarımı tıraş ettim. Bütün eski elbiselerimizi yaktık, yeni elbise verdiler. O gün bitlerden kurtulmuştuk ve bir çocuk kadar mutlu olduk. Fakat iki gün sonra yine bitlendik!

 

Nasıl Vuruldun?

 

1994 yılının Kasım ayıydı. Akşam saat 7 gibi yine Karatepe’ye çıkıyorduk, hava daha kararmamıştı. Birden bulunduğumuz yere çok yoğun bir ateş geldi. Ben ne oluyor demeye kalmadan vuruldum. Kurşun arkamdan girdi, ön tarafımı parçalayarak çıktı. Gözümü açtığımda hastanedeydim. Sonra öğrendim ki benden başka bir arkadaşım yaralanmış, bir arkadaşım da Şehit olmuş. 

 

Sonra helikopterle Diyarbakır Askeri Hastanesine, oradan ambulans uçakla GATA’ya geldim ve bir ameliyat daha oldum. Kalın bağırsaklar falan gitmiş. Ameliyatlardan sonra 3 ay hava değişimi aldım. İkinci ameliyatımı İzmir Askeri Hastanesi’nde oldum. Hastanede yaklaşık iki ay yattım; bağırsaklara kolon torbası koydular. Sonra onu alıp bağırsakları birbirine bağladılar. Daha sonra 2 ay hava değişimi verdiler. İki ay sonunda direk hastaneye gideceğime sevk almak için askerlik şubesine gittim. Hâlbuki sevk almaya gerek yokmuş. Askerlik Şubesi’ndeki görevlide bana birliğimden sevk almam gerektiğini söyleyince Hakkâri Çukurca’ya geri döndüm. Zor yürüyordum.

 

Operasyona Çıktın mı?

 

Operasyona çıkmadım fakat o sırada Şemdinli Ortaklar Karakolu basıldı. Benim çocukluk arkadaşım Mehmet Çadırcı orada askerdi. Gece telsiz konuşmalarını dinliyorduk, 600 kişilik terörist grup karakola saldırmış.

 

Sabaha karşı, hava aydınlanmaya yakın helikopter geldi, ben hemen gitmek için gönüllü oldum. Karakola ilk biz gittik. Duvarlar delik deşikti, her yerde roket izi, mermi izi, havan izi vardı. Karakol tavanında havan mermisi deliği vardı. Karakolda hiç asker kalmamış, hepsi dere yatağına atmış kendini.

 

Karakolun hemen yanında lojman gibi bir yer vardı. Lojman balkonunun altı boştu, iki asker oraya saklanmış. Atacak mermileri kalmamış. Saklanmışlar. Onlar anlattı; bir anda ne olduğunu bile anlamamışlar. Koşarak arkadaşım Mehmet Çadırcı’yı aradım, karakolun kapısında buldum. Şehit olmuştu. Şehitler çok kötü durumdaydı. Toplam 15 asker şehit olmuş, 25 askerde yaralanmıştı.

 

Karakolda telsiz, silah, yiyecek ne varsa almışlar.

 

Yaralı askerlerin anlatımına göre teröristler 25-30 metre mesafeye kadar gelmişler. Askerlere; “Bizim askerlerle işimiz yok, bize komutanınızı verin!” diye bağırıyorlarmış. Komutan, karakolun önündeki çıkış mevziisinin önüne çıkıp “Beni alın, Askerleri Bırakın!” diye bağırırken roket yiyor.

 

Duyduğumuza göre Karakol Komutanı Astsubay, o bölgede kaçakçılığı kesmiş. Rüşvet vermeye kalkmışlar, kabul etmemiş. Oranın halkı tabi rahatsız olmuş.

 

Şehit Arkadaşın İzmirli miydi?

 

Şehit olan arkadaşımı İzmir, Buca’dan tanıyordum. Birlikte acemi birliğine sonra Hakkâri’ye gittik. O Şemdinli’ye düştü, ben Çukurca’ya. Hala unutamıyorum; iki tane göğsünde, bir tane kafasında, bir de kolunda kurşun izi vardı.

İzmir,Kadifekale şehitliğine defedildi, fırsat buldukça gidiyorum. Ailesinden ablasıyla görüşüyorum. Ablası bana “Künyesi nerde?” diye sordu, “Bilmiyorum!” dedim. “Çok istiyordum.” dedi. Mehmet’in künyesini yaptırdım, Kur’an-ı Kerim ve Türk Bayrağıyla birlikte götürüp verdim. Ablası çok ağladı.

 

Ortaklar Karakoluna Sonra Ne Oldu?

 

Yirmi gün sonra orada karakolu yeniden inşaat ettik. Süleyman Demirel, İsmail Hakkı Karadayı karakol ziyaretine geldiler.

 

Baskından sonra karakol takviye edildi. Bölgeye Piyade Komandolar geldi. Onlar çadırlarda kalıyorlardı. Hemen hemen her gün operasyona çıkıyorlardı. İaşeleri helikopterle geliyordu.

 

Ben son dört ayımı Ortaklar Karakolu’nda geçirdim. Güvenlik nedeniyle kumanyamız bazen geç gelirdi. Helikopter sesi duyduğumuz zaman anons yapardık “Yiyecek var mı?” diye. Yollar çok tehlikeliydi. O yüzden kumanya gelmiyordu.

Bazen piyadelerden kumanya çalardık. Barbunya, ton balığı, sarma konserveleri olurdu. Sürekli aynı şeyleri yemekten bıkardık.

 

Bazen yakındaki köylere yumurta, ekmek almaya giderdik.

 

Köylüler bize öcü gibi bakıyorlardı. Çünkü karakola baskın sırasında ölen PKK’lı teröristler arasında köylülerde varmış.

 

Köyde bir tane bakkal vardı. Muhtara gidiyorduk. Karakol Komutanı’nın hazırladığı listeyi ve parayı verip malzemeleri alıp geliyorduk. Köye girişimizle çıkışımız on dakikayı bulmuyordu. Ne alacaksak alıp çıkıyorduk. Bizim yuvamız karakolumuzdu.

 

Köylüler Ne İş Yapıyorlardı?

 

Köylüler genellikle kaçakçılık yapıyorlardı. En çok sigara, çay ve şeker getirirlerdi ve bu kaçak sigaraları askerlere satarlardı. Sigarayı mecburen alıyorduk çünkü sigara nerdeyse beşte bir fiyatınaydı.

 

Bazen de koyun kaçakçılığı yaparlardı. İşin ilginç yanı ise yakaladığımız koyunları Savcı talimatı ile yediemin olarak köyün muhtarına verirdik. Muhtarda bakamadığı için tekrar kaçakçıya veriyordu.

 

Bir gün bir köylüyü koyun getirirken sınırda yakaladık. Koyunları sayacağız. Karakolun önünde Astsubay, Muhtar ve kaçakçı var. Biz koyunları yukardan doğru salacağız, onlar da dönerken tek tek sayacaklar. Sonuç: Yedi yüz küsur koyun. Kaçakçı “Vallahi billahi on dakika önce aldım 800’dü!” diyordu. Yahu kardeşim saydık mı, saydık. Tamam! Bunları yediemin olarak muhtara verdik dedik ve muhtar, kaçakçıyla birlikte koyunları köye götürdü!

 

Karakol Komutanı arkadaşımı ve beni çağırdı. Gidin bakın bunlar ne yapmış dedi. Bir gittim ki yemekhane ağzına kadar koyun dolu. Geçeni atmışlar içeri. Yemekhane, kiler, ahır, fırın ağzına kadar canlı koyun dolu. Üst üste atmışlar. 21 tane koyun almışlar. O gün çok güzel bir yemek yedik.

 

 

Ailenle Nasıl Haberleşiyordun?

 

Çukurca’da İlçe Jandarmadayken telefon vardı, rahat bir şekilde ailemle haberleşebiliyordum.

 

Ortaklar Karakolu’nda telefon yoktu. Bazen helikopter gelip bizi alıp bir köye götürüyordu. Köy Muhtarının evinde telefon vardı. Parasını verip o telefonla konuşuyorduk. Fakat sadece bir defa çevirme hakkın vardı çünkü çok sıra olurdu. Evde telefona biri çıktı çıktı, evde biri yoksa hakkın bitti!

 

Birde Ortaklar Karakolu’nda bir gün ağabeyim sabah beşte telefonla aradı. Nöbet yerinden çağırdılar. Ağabeyim, Şemdinli İlçe Jandarmayı aramış, oradaki telsizle konuşturdular. Benden iki ay haber alamamışlardı, merak edip aramışlar.

 

Ne Kadar Kaldın Karakolda?

 

Terhisime on gün kalıncaya kadar karakolda kaldım. Mayıs ayının sonunda Çukurca’ya döndüm. Ben döndükten bir hafta sonra tekrar Ortaklar Karakolu basıldı. Üç gün sonra terhis oldum ve eve geldim. 

 

Aradan üç ay geçti, kapı çaldı, Polis geldi. Askerlik Şubesi’nden beni arıyorlarmış. Ben herhalde vuruldum, yaralandım ondan çağırıyorlardır diye koşa koşa gittim. Askerlik Şubesi’ne geldiğimde 26 gün askerlik eksiğim çıkmış, yapacaksın dediler. İyi dedim.

 

 

Hakkâri’ye mi Döndün?

 

Jandarma Alay Komutanı gülerek “Seni birliğine göndereyim mi?” dedi. “İyi yaparsınız.” dedim. “Yok!” dedi, beni İl Jandarma Komutanlığı’na gönderdi orada 26 gün askerlik yaptım.

 

 

Yaralanmayla İlgili Ne Yaptın?

 

Bir gün İl Jandarma’ya, Jandarma Genel Komutanlığı’ndan bir zarf geldi, üzerinde ismim yazıyordu. Merak ettim, baktım.

Yaralanmamdan dolayı tazminat vereceklermiş banka hesap numarası istiyorlardı. Çok şaşırmıştım yaralandığım için para vermelerine! Gittim bankadan hesap açtırıp bildirdim. Nakdi Tazminat aldım. Ben hepsi bu dedim, üstüne düşmedik.

 

Gazi Haklarından Ne Zaman Faydalandın?

 

2000 yılında İzmir’de sigara fabrikasına işçi alınacaktı. Gittim “Gazi olanlar için kadro açılmış, bende Gaziyim” dedim, başvurdum. Benden “Gazi Kartı” istediler, ben onlara sağlık raporumu verdim fakat bana Gazi Kartı olması gerekir dediler.

 

Ben o zamana kadar Gazi değildim. Maaş almıyordum. Haberim de yoktu.

 

Gittim Jandarma Komutanı’na durumu anlattım, belge istediklerini söyledim. Komutan bana “Sen Gazi değilsin!” dedi.

 

Ardından Jandarma Genel Komutanlığı, Şehit Gazi İşlem Şubesi’ne gittim, durumumu anlattım. Dosyama baktılar şaşırdılar! Bana “Sen sakatlanmışsın maaş alman gerekiyor!” dediler. Beni Askerlik Şubesine gönderdiler.

 

Hastaneye sevk aldım ve hastane bana %45 engelli raporu verdi. Emekli Sandığı’na verdim evrakları ve 2001 yılında emekli oldum. Meğer Gazi olmuşum ama haberim yok! O zamanlar tazminat parası alınca önemsememiştim. Gaziye maaş verildiğini de bilmiyordum.

 

Gazi Olduktan Sonra Hayatında Ne Değişti?

 

Gazilik belgesi aldıktan sonra hayatımda pek bir şey değişmedi.

 

Sadece insanların duyarsız olması beni üzüyor. Bazı kurumlar Gazilerin sakatlığına bakmadan iş veriyorlar, bu durum gazileri zorluyor.

 

Kimi insanlarda; “Benim için mi vuruldun?” diyorlar. Bu cümle yetti bana! İnsanların Gazilere bakış açısı maalesef bu.

 

Artan Terör Olaylarıyla İlgili Ne Düşünüyorsun?

 

Şu anda verdiğimiz şehitlerin hepsinden bizi yönetenler sorumlu. Teröristler her gün binlerce mermi sıkıyorlar, tonlarca bomba patlatıyorlar ama kimse bunlar nerden geldi diye araştırmıyor.

 

Eskiden terörle mücadelede bir kararlılık vardı. Bitecek diyorduk. Şehit de veriyorduk ama gururla veriyorduk. Bugünkü gibi değildi. Halk da daha duyarlıydı. Psikolojik savaş da veriyorduk. PKK’nın yok edilmesi için her şey yapılıyordu. Tamamen bizim hâkimiyetimizdeydi. Şimdi öyle değil, şimdi dış güçlerin olaylara müdahalesi var ama kimse bir şey yapmıyor.

 

“Türkiye’ye kedimi bile vermem!” diyen Barzani’yle sarmaş dolaş olmuşlar. Bunun nedeni de Amerika. Amerika, bir Kürt devleti kurmak için her şeyi yapıyor.

 

Sana Göre Kürt Sorunu Var mı?

Kürt sorunu diye bir şey yok! Ben Haymanalıyım, babam Haymanalı. Yıllarca Kürtlerin içinde büyüdüm. İzmir’de 20 yıl Eşref Paşa’da oturdum, hepsi Mardin Kızıltepeli. Yıllarca onlarla birlikte yaşayıp, iş yaptım. İzmir’in en güzel yerleri, işletmeleri Kürt kökenli vatandaşlara ait… Onların hiçbir sorunu yok. Bu sorunu sadece siyasiler ve bundan rant elde edenler çıkarıyor.

 

Bir gün İzmir’de HDP’li bir milletvekili kahvede konuşurken, “Biz ikinci sınıf vatandaşız!” dedi. Ben hemen karşılık verdim; “Sen Cumhurbaşkanı, Başbakan, memur, asker, polis oluyorsun; benim kullandığım bütün hakları kullanıyorsun, nerede senin ikinci sınıflığın?” diye sordum.

“Yok, biz ikinci sınıfız” dedi bana.

 

Siyasiler kendi kendine sorun yaratıyor. Kürt sorunu vardır diyor, ertesi gün yoktur diyor. Bir dediği bir dediğini tutmuyor. Bizim Kürtlerle hiçbir sorunumuz yok. Olamaz da. Bu iş Kürt sorunu değil, “PKK ve güvenlik sorunu”.

ETİKETLER : UYARI Sitemizde yayınlanan ve kaynağı sitemize ait olan haberler kaynak belirtmek ve bağlantı eklemek koşuluyla başka sitelerde yayınlanabilir. Kaynak belirtmeyen ve bağlantı eklemeyen yayıncılar hakkında hukuki haklarımızı
Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer Genel haberleri
Facebook'ta Bizi Takip Edin.

Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 


Arşiv Arama
- -
Anket
Radyo Haber Sitemizi Nasıl Buldunuz
Fena Değil
Güzel
İdare eder
Kötü








Gazi45Radyosu
Sitemizde yayınlanan ve kaynağı sitemize ait olan haberler, kaynak belirtmek ve bağlantı eklemek koşuluyla başka sitelerde yayınlanabilir. Kaynak belirtmeyen ve bağlantı eklemeyen yayıncılar hakkında hukuki haklarımızı kullanacağımızı saygıyla duyururuz.
© Copyright 2018 Gazi45Radyosu. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi 45 radyosu haber yazılımı alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Beşiktaş
Galatasaray
Fenerbahçe
Trabzon spor
Bursa spor
SİYASET
Adalet Bakanlığı
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
EĞİTİM
E-Devlet
M.E.B.
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
DÜNYA
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş
Arıkan Meselesi
pendik evden eve nakliyatkartal evden eve nakliyattuzla evden eve nakliyatevden eve nakliyat