Gazi Recep Şahinoğlu Söyleşi

1973,Sinop/Boyabatlıyım doğumluyum.Babamlar köyde büyümüşler. Köyde, büyükler ne derse o olurmuş. Bir gün dedem babama gelmiş, “Kardeşinin 8 yıldır çocuğu olmuyor. Senin 3 çocuğun var. Bir çocuğunu kardeşine vereceksin!” demiş ve beni alıp amcama götürmüş.
Bu haber 2016-02-17 14:45:19 eklenmiş ve 1321 kez görüntülenmiştir.

Gazi Recep Şahinoğlu

1973,Sinop/Boyabatlıyım doğumluyum.Babamlar köyde büyümüşler. Köyde, büyükler ne derse o olurmuş. Bir gün dedem babama gelmiş, “Kardeşinin 8 yıldır çocuğu olmuyor. Senin 3 çocuğun var. Bir çocuğunu kardeşine vereceksin!” demiş ve beni alıp amcama götürmüş.

Amcam ve yengem öz evlat gibi titrerdi üstüme. Çok iyi bakıyorlardı bana. Ne istersem alırlardı. Beni çok seviyorlardı.

Annemler yaz tatillerinde İstanbul’dan köye gelirlerdi. Onlar geldiği zaman çok sevinirdim çünkü annemle babamın kendi anne babam olduklarını biliyordum. Amcama da amca diyordum. Yaz bitip de İstanbul’a dönecekleri zaman bacaklarına sarılıyordum, beni bırakmasınlar diye. Çok ağlardım kalmaları için. Annemler geldiği zaman köyde kalıyordu. Yengem de beni alacaklar korkusuyla annemler geldiğinde fazla köye gelmiyordu. Tabi kardeşlerim geldiği için benim gözüm köydeydi. İki gözüm iki çeşme oluyordu, beni sevmiyorlar bu yüzden burada bırakıyorlar diyordum.

İlkokul birinci sınıfa başlayacağım sene,amcamın çocuğu olunca babam beni geri aldı.

Kardeşlerinle Sorun Oldumu?

O zaman Kuleli’de oturuyorduk. Ağabeyim benden iki yaş büyük, kız kardeşim iki yaş küçük.

“Annem, babam beni sevmiyorlar!Evlatlık verdiler.Kardeşlerimi benden çok seviyorlar!” diye düşünüyordum. Bu yüzden kardeşlerimle çok kavga ederdim çok da hırçındım. Anneme, babama ve kardeşlerime kin besliyordum.

Birgün hiç unutmuyorum annem pazara gitti. Benimde kafam bir şeye takıldı. Kardeşlerime söylemeye çalışıyorum, kekeliyorum, onlar da anlamıyor. Çok sinirlendim!Elime kahvaltı bıçağını alıp, kardeşlerimi bir odaya kapattım. Dışarı çıkarsanız ikinizi de keserim diye tehdit ettim. Etraflarını gazeteyle sardım. Elime çakmağı aldım. Allaha çok şükür, o sırada annemler geldi.

O hırçınlığım bir, iki sene devam etti. Köyden yeni bir ortama gelmiştim, okula başlamıştım, evdeki yerimi de tam olarak anlayamıyordum.  Çelişkiler içindeydim.

 

Evlatlık Verildiğin İçin mi Kekeliyordun?

Altı aylıkken ateşli hastalık geçirmişim, kekemeliğim ondan kalmış. Şimdi yine iyi konuşuyorum. O zamanlar ağzımdan bir kelime çıkması için on dakika geçiyordu.

Annemlerin beni bırakıp gitmesi beni çok hırçın ve sinirli yapmıştı. Konuşamayınca da sinirleniyordum. Kafamı duvarlara vuruyordum.

Okulda da sorunlar yaşadım.Öğretmenim de yapıcı değildi. Beni zorla tahtaya çıkarıyordu, “Sen anlatacaksın!” diyordu. Ama benim anlatmam çok uzun sürüyordu, o zamanda öğretmenim kızıyordu. Arkadaşlarımda ben konuşmaya başlayınca dalga geçiyorlardı. Onlara sinirlenip kavga ediyordum.Dalga geçecekler diye çok fazla arkadaş da edinemedim.

Dördüncü sınıfa geçtiğimde öğretmenim değişti. Mesleğe yeni başlamış, genç bir kadın öğretmen geldi. O benimle çok ilgilendi. Bütün hırçınlığım gitti. Daha güzel konuşmaya başladım. On kelimenin sekizinde kekeliyorsam beşe indi. Dördüncü sınıfı “Pekiyi”yle geçtim. Onun sayesinde hayat normale dönmeye başladı.

Fakat zor konuşuyorum diye ilkokul bitinceortaokula gitmedim. Babamla birlikte çalışmaya başladım. Konuşmam 15 yaşından sonra biraz düzeldi.

 

Baban Ne İş Yapıyordu?

Babam, İstanbul’a geldiğinde İGS’deterzi olarak işe girmiş. Çok iyi bir terzidir. 1975’de Vakko’ya girmiş. Vakko’da sendika temsilciliği yapmış. Vakko işçileri işten çıkarmak isteyince, sendika olarak karşı gelmişler ve 1980 yılında sendika davaları sebebiyle 45 gün Metris Cezaevinde yatmış.

Daha sonra terzilikten soğuyunca, aldığı tazminatla, 1982 yılında tavuk çiftliği işine girdi. Kazandığı bütün parayı oraya yatırdı. Tam tavuklardanpara kazanmaya başlamışken salgın hastalık yüzünden bütün tavukları bir gecede ölmüş!

Tavuk işi de olmayınca babam Vakko’dan birlikte kovulduğu arkadaşlarıyla bir hazır giyimdükkânı açtılar. Zamanla beş, on makine aldılar, işlerini biraz büyüttüler. Daha sonra babam ortağından ayrılarak 1985 yılında evimizin altındaki boş dükkâna makine alıp kendi kendine çalışmaya başladı.

Bende 12 yaşında babamın yanında çalışmaya başladım. Ütü yapıyordum. Sonra pantolon dikmeye başladım. 15 yaşında bir pantolonun ölçüsünü alıp, kendi başıma kesip dikebiliyordum.

Annem ev hanımıydı. Yemeğimizi yapıyordu, gelip bize yardım ediyordu.Annem, kendini ailesine adamış, tipik bir Anadolu kadını. Çok çalışkan. Daha halen ağabeyimle birlikte sabah erkenden işe gider, ağabeyim kaçta dönüyorsa onunla gelir. Her işten anladığı için mutlaka kendine yapacak bir iş bulur.

Ben de tekstilden başka bir işle uğraşmadım. Askere gittiğim günün akşamına kadar tekstille uğraştım.

Askerden Önce Evlenmişsin!

Babamın bir çocukluk arkadaşı vardı.Babamla çok iyi arkadaşlardı. Köye gidince dedemin yanında kalmazdık onun yanında kalırdık.  Artık kardeş gibiler. Nereden baksan 60 senelik arkadaşlıkları var. Birgün arkadaşı babama diyor ki;“Biz kardeşiz, bak bizim kızı isteyenler var. Niyetin varsa yapalım bir şeyler.” diyor. Babam da “Ben sana söyleyecektim ama sen yanlış anlarsın diye söyleyemedim.”  diyor. Sonra babam bana “Emine’yi isteyenler varmış, ben onu kızım olarak görüyorum, yabancıya gitmesini istemiyorum.” dedi. Ben de düşündüm, taşındım“Tamam ama daha erken, çünkü kız küçük, ben küçüğüm!” dedim. Sonra söz yüzüğü taktık. O zaman hanım 15, ben de 18 yaşındaydım. Ben askerde döner, evlenirim derken, köy yerinde laf, söz oluyormuş bahanesiyle Mart 1993’dedavullu, zurnalı güzel bir düğünü yaptık. Haziran ayında da askere gittim.

Düğünden bir gün sonra işyerine gittim çünkü yetiştirmemiz gereken ürünler vardı.  Babam, sen deli misin diye geri göndermeye çalıştı ama bir işim varsa ben duramam. İş yüzünden balayına çıkamadım. Zaten kış düğünüydü. Babam bir yerlere gitmemizi istedi. Bende askere gitmeden bir hafta önce hep beraber bir yere gideriz, dönüşte beni birliğime teslim edersiniz dedim. Hep birlikte Çeşme’ye gittik. Dönüşte de beni Manisa, Kırkağaç’a teslim ettiler.

 

Kırkağaç Nasıldı?

Kırkağaç’da komando eğitimi aldık. Ayrıca ben tüfek atışlarında başarılı olduğum için sekiz defa çarşı izni kazandım. İyi atana çarşı izni veriliyordu.

Fakat Kırkağaç’ta terziliğim başıma bela oldu. Komutanlarım, arkadaşlarım benimterzi olduğumu öğrenince hepsinin kamuflaj elbiselerinin pantolonlarını yaptım.

Kırkağaç askerleri genellikleDoğu’ya gidiyordu.

Kırkağaç’ta eğitimler zordu ama benim için asıl zorluk evli olmaktı.

Askere gittiğimde iki aylık evliydim. Evliliğin ne olduğunu bile anlayamamıştım. Onun zorluğunu askere gidince anladım. Yanında olunca insan değerini anlamıyor. Tek kalmaya başladıkça, arkanda ne bıraktığını daha net anlıyorsun.

Ailemle ilk vedalaştığım günü unutamıyorum.Arabaya binip hareket ettiklerinde, bedenim kaldı ama ruhum peşlerinden gitti.

Bir gün çavuşumdan bir tokat yedim. Ama adam beş tokat daha atsa hak etmiştim. Acemilere gece intikal eğitimini öğretmek için hafta sonları yürüyerek dağa çıkıyorduk.Dağda iki gün kalıp geri dönüyorduk. Sızma eğitimi, gece atışı, pusu gibi eğitimler veriliyordu. Tüfeklerimizde kuru sıkı mermi vardı. Çavuşum da karşımda“Kesinlikle silahlarınızla oynamayın, emniyette olsun!” derken, nasıl olduysa tüfeğim birden ateşlendi, karşımdaki çavuşun şapkası havalandı. Kurusıkıda olsa yakından atılınca baya etkiliydi; yüzüne gelseydi çok kötü sonuçlar doğurabilirdi. O an benim canım çıktı. Kafadan vurdum sandım. Kan akıyordu kafasından. Çocuk o can havliyle geldi bana bir çaktı. Aramızda iki metre vardı.

Bunun ne kadar ciddi bir şey olduğunu, en ufak bir dikkatsizliğin nelere mal olacağını daha iyi anladık.

Manisa’dan Nereye Gittin?

Tim olarak Manisa’dan Mardin’e gittik. Acemi birliğinde seçilmiştik ve aynı 15 kişi Mardin’e gittik. Oradan bizim timi Nusaybin Komando Taburuna verdiler.

Nusaybin’eakşam saatlerinde gittik. Sanki bir savaş içindeydik, herkes tam teyakkuzda bekliyorlardı. Ranzamızı, dolaplarımızı gösterdiler. Her taraf karanlıktı bende gittim lambayı açtım. Üst devrelerden bir arkadaşım birden “Ne yapıyorsun? Çabuk kapat!” dedi; şaşırdım “Ne oldu?” dedim. “Lambayı açarsan kafana roketi yersin! Gece lamba açılmaz buna alışın. Kendinize bir el feneri alın, her şeyi onunla yapın!” dedi.

Ben hiçbir şey görmüyordum ama bizden önceki askerlerin hepsi karanlıkta görmeye alışmışlar. İçimden “Biz nereye düştük!” demeye kalmadı, bir hareketlenme ve teröristlerin uzaktan taciz ateşi başladı. Sızma var diye herkes apar topar giyinmeye başladı. Usta askerler bize “Siz çıkmayın! Ranzaların altına yatın…”derken içlerinden biri bana bağırarak “Sakın lambayı açma!” dedi.

Koğuşta 15 kişi konuşmadan birbirimize bakıyorduk.Ağır silahların, makineli tüfeklerin, roketlerin seslerini duyuyorduk. Bir an kalbimin sesini duydum.

Acemi birliğinde iyi eğitim aldık diyordum amacanlı yaşamayınca hepsi hikâyeymiş.Çatışma bir saat falan sürdü. Sonra sabah Bölük Komutanı yanımıza geldi ve bize komando eğitimi verileceğini bu yüzden bizi piyade tugayına göndereceğini söyledi. Ben içimden “Bu güne kadar aldığımız eğitim neydi!” diye sordum?

Tugaya gittik ve yaklaşık iki hafta komando eğitimi aldık. Orada şunu öğrendim. Acemi birliğinde üç ayda aldığımız eğitime göre orada aldığımız bir haftalık eğitim daha etkiliydi. Çünkü tecrübeli komutanlar eğitim veriyorlardı. Hakikaten orada hayatta kalmanın nasıl olacağını öğrendim.

 

Çok Operasyon Olur muydu?

Bölgede Jandarma Komando Taburu olarak tektik. Her tür olaya bizim tabur giriyordu. Gitmediğimiz olay yoktu.

Mardin’in arazi yapısı düz ve kayalıktı, ağaç yoktu. Mardin tepede kurulmuş ve alt tarafları Kızıltepe’ye kadar dümdüz. Midyat ve Dargeçit tarafları kayalıktı. Küçük küçük üzüm bağları, buğday tarlaları vardı. Kızıltepe, Nusaybin tarafı ise dümdüzdü.

Bir gün Mardin,SuçatıKöyü diye harabelik bir yer vardı. Oraya operasyona giderken, kestirme bir yol üzerinde terk edilmiş, bir tarafında sur gibi taş duvarlar, karşısında da dev gibi kayalıklar bulunan başka bir köyden geçiyorduk. Telsiz muhaberelerinden boş köyde bizim başka bir timimizin olduğunu öğrendik.

Fakat bizim timleri teröristler görmüşlerve hemen elli metre yakındaki kayalıklara mevzilenip köydeki timlerin çıkmasını beklemeye başlamışlar.Bizde teröristlerden habersiz bir şekilde, bizim askerlerle teröristlerin arasından geçiyorduk.

Teröristler bizim köye gitmediğimizi görünce, onları saracağımızı sanmış olacaklar ki birden ateş etmeye başladılar. Kendimizi kayalıklara zor attık.

Köydeki bizim timlerle teröristlerin ortasında yani iki ateş arasında kaldık.  Kafamızı kaldıramıyorduk! Bir arkadaşımız açıkta, ufak bir kayanın arkasına kaldı. Teröristlerçocuğa o kadar yoğun mermi sıkıyorlardı ki inanılmaz! O kaya,atışlardan parçalandı. Arkadaşımız “Beni çekin!” diye bağırıyordu ve biz ateş edecek fırsat bulamıyorduk.Güç bela arkadaşımızı ufak bir sıyrıkla kurtardık ama aklımız gitti.

O olaydan sonra bir hafta kendime gelemedim. Orada ne kadar çaresiz kaldığımızı, böyle bir olayın bizim de başımıza gelebileceğini, hayatın pamuk ipliğine bağlı olduğunu ve hiçbir hatanınaffedilmeyeceğini orada anladım. Olaydan sonra hiçbir nöbetimde uyuduğumu veya kaytardığımı bilmem. Uyuyan arkadaşımı gördüğümdeyse çok sert tepki gösteriyordum.

 

Halk Nasıldı?

Mardin merkez, bizim zamanımızda askere karşı iyiydi. Eski, dar ve taştan sokaklarda gezerdik. Nostaljikti her şey. Çarşıları eski ve çok güzeldi. Kızıltepe halkı ikiye bölünmüş gibiydi. Nusaybin halkıysa kaçakçılıktan ve askerden para kazandığı için ister istemez iyi davranırdı.

Bir gün Mardin’de üç arkadaş çarşıya çıktık. Bir emir gelmişti, o yüzden silahla çıkmıştık. Lokantada yemek yedik, ihtiyaçlarımızı karşılıyoruz... Ben de izine gideceğim için ayakkabı alayım dedim. Bir çift kendime, bir çift ağabeyime aldım. Mağaza sahibi de iyi bir adam çıktı, sohbet ederken telefonla ailemi arayabileceğimi söyledi. Aradım eşimle, annemle konuştum. Sonra teşekkür ederek mağazadan çıktık. 15-20 dk. sonraarkadaşlarıma “Bende bir boşluk var!” dedim ama ne olduğunu bulamıyorum. Sonra bir baktım arkadaşların elinde silah var, bende yok! Dükkânda bırakmışım. Koşa koşa geri gittim.Baktım silah yok yerinde. Amca da yok. O arada bir genç çocuk geldi 15 yaşlarında. “Ağabey hayırdır?” dedi. “Silahım” diye bağırdım.“Burada! Babam dolaba kaldırttı. Asker ağabeyin gelirse ona ver, sakın kimseye söyleme.” dedi. Baktım, seri numaralarını kontrol ettim, kendi silahım. Yani yanlış bir yerde olsaydım yanmıştım.

 

Ailenle Nasıl Haberleşiyordun?

Telefon açardım, merkezde olduğum için sorun olmazdı.

Yılbaşına bir hafta kala Dargeçit’e bir operasyona gittik. Baktım birliğin içinde telefon kulübesi var, hemen gittim, herkesi sırayla arayıp konuşuyorum… Sıra ağabeyime geldi, onunla konuşurken etrafa bakınıyordum ve o esnada bir koyun sürüsü gördüm, bize doğru geliyordu. Bir yandan da ağabeyime“Kimseye söyleme ama yılbaşında geleceğim.” dedim. Bizdeyılbaşında tüm aile bize gelirdi, kalabalık olurduk, çok güzel yapılırdı. Ağabeyim sevindi.

Ben bir yandan konuşuyorum bir yandan da karakola doğru gelen koyun sürüsünü izliyorum. Birdenbire koyunların arasından 6-7 kişi çıktı! Ben ne oluyor demeden biri roket attı.Benim tam 10 metre yanıma düştü. Adamlar koyunların içine saklanmış, aramızda yaklaşık elli metre vardı.

Ben o cayırtıyla telefonu bırakıp mevziiye koştum. Bu arada telefon açık, ağabeyim sesleri duyuyor. Benim de haberim yok, telefonu unuttum.

Ardından teröristlerin peşinden operasyona çıktık, dört gün dağlarda dolaştık. Bizimkiler haber alamayınca çok telaşlanmışlar. Olaydan sonra bir daha telefonlaşamadım da annemlerle.

Nasıl Vuruldun?

28 Aralık akşamı, Bölük Komutanının postası elinde benim izin kâğıdımla geldi. Bana “Şahin, yarın izne gidiyorsun sabah Diyarbakır’a konvoy var.Komutanım İstanbul’a uçak biletini ayırttı.” dedi. Üç kişiydik, Komutanımız üçümüzün de bilet parasını ödemiş. Biz tabi havalara uçuyoruz. Hamama gittik yıkandık. Hemen bavulumuzu hazırlayıp sivil elbiselerimizi giyindik, çok heyecanlıydık. İzne gitmeyen arkadaşlarımıza çay ısmarlayıp onların isteklerini yazıyorduk.

Derken akşam hava kararmaya yakın, saat altı gibi, çok yoğun bir silah ve patlama sesi duyduk, Telsizleri açıp dinlemeye başladık.Teröristler Dargeçit’e bağlı Kılavuz Karakoluna saldırmışlar. Biz önce taciz diye düşündük. Herkes telsizden çatışmayı dinliyordu, Bir yandan da gecenin karanlığında havada uçuşan izli mermileri, aydınlatma mühimmatlarınıseyrediyorduk.  Herkes kendinden geçmiş bir şekilde, pür dikkat telsizi dinliyorduk.

Bir yandan da Kılavuz Karakol Komutanı bizim bölük komutanına “Sakın gelmeyin! Pusu atmışlardır.” diye bağırıyordu.

Saat 7 gibi mermilerin şiddeti artmaya başlayınca komutanlarımız “Herhalde bu iş büyüyecek. Hemen timler hazırlansın!” dediler.

Tabi hemen bir telaş ve koşuşturma başladı. Biz izne gideceğimiz için siviliz ama içimizde bir boşluk var. Bir yandan arkadaşlarımızın hazırlanmasına yardım ediyorduk bir yandan da bulunduğumuz yerden Kılavuz Karakolunu koruma amacıyla 120’lik havanlarla ateş ediyorduk ama mermilerin şiddeti daha da çoğalmaya başladı.

Kılavuz Karakol Komutanısürekli telsizden, “Sızmaya karşı dikkatli olun!” diyeuyarıyordu. Bir başka ses de“Köyün içinden ateş geliyor, ateş edelim mi?” diyordu. Karakol komutanı “Geliyorum, aman dikkat edin! Köylü olmasın!” demeye kalmadan, “Köy tarafından karakola sızma var!” çağrısını duyduk. 

Bu esnada başka bir ses bağırarak: “Teröristler, lojmana girdi!” dedi. Sonrada Karakol Komutanı “Terörist çocuğumu aldı; gidiyor!” diye bağırmaya başladı. O karakol komutanının feryadını hiç unutamam.

O arada yaralı askerlerden biri teröristin çocuğu aldığını görmüş ve vurmuş. Terörist çocuğun üstüne düşmüş. Çocuğu o şekilde kurtarmışlar.

Bir yandan da bulunduğumuz yerde bütün komutanlar toplanmış nasıl desteğe gideriz diye konuşuyorlardı.Bir ara “Mutlaka pusu atmışlardır!” dediler. Daha sonra komutanlarımızın hepsi “Şu anda arkadaşlarımız şehit oluyor. Pusu atılıp atılmadığını düşünemeyiz. Olacağı varsa olur! Orada 70 can var,yardıma gidelim!” dediler.

Sonra bir kısmı kara yoluyla bir kısmı da araçlarla gittiler.  

Bütün arkadaşlarımız hazırlanmış araçta hareket için bekliyorlardı. Karakolda sadece çevre nöbetçileri ve biz izinciler, aşçılar, koğuşçular, telsizciler, çaycılar kaldık.

Bizde kendi aramızda “Bu şekilde arkadaşlarımızı bırakamayız!”dedik ve hemen koşarak askeri montumuzu, tüfeğimizi, teçhizatımızı alıp araca bindik. Diğer aşçı, haberci ve telsizcilerinde tüfeklerini alarak koşup yanımıza geldiler. Araçta toplam 10 kişiydik. Normalde biz operasyona çıkmazdık.Önümüzde yaklaşık 20 araç vardı. Biz en arkadaydık. Araçlar ışıklarını söndürmüş, ay ışığının atında ilerliyorduk. Pusuya karşı herkes elleri tetikteydi. En önde BTR zırhlı personel aracı vardı.

Dargeçit’i çıkınca solda küçük bir dere yatağı vardı. Oradan en son biz geçiyorduk ki birden şiddetli bir patlama ve ateş sesleri duydum. Pusuya düşmüştük!

Mayınlı bölgeyi geçen konvoyun yarısıKılavuz Karakoluna gitmiş. Diğer yarısı da bizim yanımızda kalıp teröristlerle çatışmaya girmişler.

Patlamanın etkisiyle ben aşağı doğru fırlamışım. Sabaha karşı gözümü acı bir inlemeyle açtım. Sonra birinin “Şahin yaşıyor! Yaşıyor!” dediğini duydum. Beni öldü diye şehitlerin arasına koymuşlar.

Gözümü açtım, “ Ne oldu?” dedim. Bir arkadaşım “Bir şey yok.” dedi. “Nasıl bir şey yok? Ben niye yatıyorum, arkadaşlarıma ne oldu?” dedim. “Mayına bastık! Hepsi iyi, korkma.” dedi. Mayın deyince aklıma ayaklarım geldi.Hemen ayaklarımı kontrol ettim! Şöyle baktım, ayaklarım duruyor. Bir oh çektim. İçimden “Bir şey olsa herhalde şuurum yerimde olmazdı” dedim. Sonra kolumun çok ağrıdığını hissettim. Üç yerinden kırılmış. Kendimi kaldırmak istedim, sırtıma bir şey bıçak gibi battı. Kendi kendime “Belim kırık!” dedim ve şuurum gitti.

Gözümü Diyarbakır Asker Hastanesinde açtım.

29 Aralık sabahıydı, doktorlar izne ayrılmış, çok az doktor kalmış…Bizi yoğun bakıma aldılar.

Ben içimden “Bende bir şey yok!” diyordum… Bu arada doktorlar kendi aralarında “Belkırık, sol ve sağ ayak parçalı kırık, sol kol üç yerden kırık, kafa, göğüs kaburgalar çatlak, ciğerlerde hasar var…Onları hallederiz, sorun değil de omuriliği ne yapacağız? Evet omurilik bizi zorlayacak!” diyorlardı.

Ben de omuriliğin ne olduğunu bilmiyorum… “Burada müdahale etmeyelim, GATA’ya gönderelim ama askeri uçak da yılbaşından sonra olur” diyorlardı.

Bu arada yılbaşından bir gün önce Başbakan Tansu Çiller ve Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş,  yılbaşı öncesinde yaralanan gazileri ziyaret için Diyarbakır Asker Hastanesine gelmişlerdi.

Onların peşinden de TRT’nin “Anadolu’dan Görünüm program yapımcı ve sunucusu Ertürk Yöntem ve Güntaç Aktan çekim için gelmişler. Yoğun bakıma geldiler. Yoğun bakımda üç kişiyiz. Diğer arkadaşlarım yarı baygınlar ben kendimdeyim, konuşabiliyorum ama ben de “kekemeyim”, ağrım da çok. Şimdi soracaklar diye heyecanlandım. Tansu Çiller, Doğan Güreş öptüler beni. Adımı sordular. Benden isteğim olup olmadığını sordular ben deGATA’ya gitmem gerektiğini fakat yılbaşı tatili olduğu içinne doktornede uçak olduğunu söyleyince çok sinirlendiler ve “Hemen ambulans uçakla GATA’ya gönderin!” talimatı verildi.

Sabaha karşı GATA’ya geldik ve ameliyata alındık.

Kaç Şehit Vardı?

O akşam Kılavuz Karakolunda 12 şehit, 10 yaralı verilmiş. Bizden de yardıma giden araçta 7 şehit 3 yaralı vardı.

Biz araçta 10 kişiydik; 3 kişi kurtulduk.

Ailen Nasıl Öğrendi?

İlk önce aileme Şehit olduğumu söylemişler. Bunu duyunca feryat figan başlamış tabi. Daha sonra yaralı olduğumu öğrenince GATA’ya yanıma geldiler.

Felç Olduğunu Biliyor muydum?

Arkadaşlarımın bacakları olmadığı için üzülüyordum. Bende hiç yara yoktu. Hep kırıktı. Vücudundaki bütün kemikler kırıldı derler ya öyleydi. İçimden “Ameliyat olup iyileşirim.” diyordum.

Ameliyattan sonra ailem doktorla konuşmaya gidiyorlar. Gazimizin hakkında bilgi almaya geldik diyorlar. Doktor hangisi diye sorunca adımı veriyorlar. Doktor da benim adımı duyunca “Ha, felç olan mı!” deyince bizimkiler çok üzülüyorlar. Bana söylemediler.

Beyin cerrahisinde ve ortopedide 45 gün yattım. En son beni fiziğe sevk ettiler. Ayaklarım ve kolum 7 ay alçıda kaldı. Ayaklarım alçıda olduğu için oynatamadığımı sanıyorum. İçimden “Beni niye fiziğe sevk ettiler? Neden evime yollamadılar?” diyorum. Felç olduğumu hala anlamıyordum. Bir gün doktorlar benim için “parapleji, T4” diyorlardıama ben ne olduğunu bilmiyordum. Beni aşağı indirdiler, Zonguldaklı Hakan Astsubay vardı, o da benden önce Mardin MazıDağında mayına basmış… Yanına gittim ağabey geçmiş olsun dedim. Muhabbeti sevdiğim için“Hayırdır? Durum ne?” dedim. “Kardeş, mayına bastık T4 kemiğim kırıldı” dedi. “Çok geçmiş olsun benim de T4 kırıkmış, o yüzden buraya gönderdiler. Kaç ay oldu senin?” diye sordum. Ben de bekliyorum ki üç, dört ay diyecek. “Kardeş 3 sene oldu!” dedi.

Şimdi bende de T4 kırığı var! Parapleji, üç sene deyince o hastane odası ters döndü bana. O zaman anladım felç olduğumu! Annemi, hanımı kovdum başımdan. Doktorlara bağırıp çağırdım sanki kabahat onlarınmış gibi. Yattım. Dört beş ameliyat daha oldum.

Felç olduğumu öğrendiğimde yirmi yaşındaydım. Yaralandığım gün de eşimin hamile olduğunu öğrendim!

Hepsi üst üste geldi. Düşünüyorum nasıl yapacağım, nereye gideceğim, ailemi nasıl geçindireceğim, kim bakar bana… Uyuyamıyordum.

1994 yılında hastanedeyken kızım doğdu.Kızım benim doktorum oldu, hayata bağlanmamı sağladı.

Hastaneden çıkıp eşimi ve kızımı görünce kendi kendime dedim ki:“Recep! Ya bu deveyi güdeceksin ya bu diyardan gideceksin! Kafana sıkacağına çocuğuna bak. Sen olmazsan kim sahip çıkacak?Eşin daha 18 yaşında!”

İlk zamanlar sokağa çıkmıyordum, çekiniyordum. İnsanların bakışlarından rahatsız oluyordum.

Sonra bir gün bir şey oldu. Kızım evde durmuyor, sürekli ağlıyordu. Kucağıma aldım onu. Hanım da beni sokağa çıkarttı. Çocuk birden sustu. Baktım ki çocuk mutlu oldu. Ben de mutlu oldum. Millet tuhaf tuhaf bakıyor ama olsun dedim. O gün bir sokağa çıktım, bir daha da girmedim. Kızımla gezdim. Her gün işe gitmeye başladım. Babamın yanında muhasebeye bakmaya başladım.

Kızım yürümeye başladı. Biz onunla oynayıp tepindikçe baba kız gibi değil de daha değişik bir ilişki başladı.

1995 yılıydı galiba. Odalar ve Borsalar Birliği akülü araba hediye etmişti gazilere. Onu da aldım ya, sanki uçak aldım! Bağımsız geziyordum. Kızımı kucağıma alıp parka götürmeye başladım.

Ama kızım üç yaşına gelince bana sorular sormaya başladı; “Baba, amcam geldi kuzenimi kucağına aldı. Sen beni niye almadın? Amcam onu sırtına aldı, sen niye almadın? Baba sen hep böyle mi kalacaksın?” diye sorular sormaya başladı.

Bende yere mahsustan yatıyorum, emekleme pozisyonuna geliyorum. Onu sırtıma alıyorum. Zor zahmet beş altı santim anca götürüyorum. Hemen düşüyordum. Öyle öyle derken bana ağır gelmeye başladı. Yetersizlik hissine kapılmaya başladım.

Psikoloğa gittim, “Çocuğuna anlatmaya çalış, pes etme!” dedi. Çocuğa anlatıyoruz ama hepimizde cahillik var ya. Çocuk sokağa çıkıyor“Aaaa!Seçilin babası yürüyemiyor! Tekerlekli sandalyede, sakat!” diyorlar.

Aynı Türk filmleri gibiydi. Kız arkadaşlarıyla küsünce aileleriyle görüştük. Sonra kızımın sınıfında vatan, bayrak ve gaziliği anlatınca bütün çocuklar beni görünce sevinmeye başladılar.  O devreyi atlattık. Bana daha çok bağlanmaya başladı.

Okulu Nasıl Geçti?

Aradan zaman geçti.  Okula başladı. Devamlı toplantılara gidiyoruz ama Seçil ara ara” Baba toplantı var ama sen yorulma, annem de gelse olur.” demeye başladı. Ben anladım tabi. Gittim tabi toplantıya, “Aaaa! Baba sen mi geldin? Annem gelseydi ya!” dedi. Ne oldu dedim. Arkadaşları senin baban sakat diyormuş. Tabi bizimki iki gözü iki çeşme ağlıyormuş. Öğretmenimiz Kudret Hoca ile görüştüm. “Benim durumumdan dolayı arkadaşları dalga geçiyorlarmış, Seçil okula gelmek istemiyor!” dedim.

Öğretmen ben anlattıkça ağlamaya başladı. Bana “Biz bu sorunu çözeceğiz, sen rahat ol!” dedi. Sonra Seçil’le konuşmuş. “Gaziliğin, şehitliğin önemini anlatmış.” Benim neden bu durumda olduğumu anlatmış. Kudret Hoca, 3 gün sonra beni aradı. Velileri çağırmış, onlarla görüşmüş. Çocuklara şehitlik ve gazilikle ilgili iki üç gün ders anlatmış. Bir hafta sonra okulda gazilik ve şehitlikle ilgili bir oyun hazırlamışlar. Beni de çağırdılar.

O gösteride konuşma yaptım. Öğrenciler bana sorular sordular. “Gazilik nedir? Nasıl vuruldun?”diye. Dilim döndüğünce anlattım.

Seçil akşam eve geldi. Boynuma bir atladı ki sormayın! “Babam kahraman diye kimse peşimden ayrılmıyor. Birsürü arkadaşım oldu” dedi.

Sonra sorun yaşamadık.

Şu anda ortaokul, lise derken üniversite son sınıfta... İşletme okuyor, hayata tam adapte oldu.

Şu anda her şeyi paylaşabiliyoruz. Birbirimize sırlarımızı anlatıyoruz. Kimseyle paylaşamadığı şeyleri bana anlatır. “Yaşın geldi, damat var mı, seni kollayabilecek, sana saygı duyabilecek biri? Zengin olmak zorunda değil ama çalışkan olsun.” diye öğüt veriyorum.

Başka Çocuğun Var mı?

26 Ekim2010 tarihindeAzra ve Adanazisimli ikiz kızlarım oldu. Seçil’le yaşadığımız şeyleri şimdi onlarla yaşıyoruz. Azra biraz daha soğukkanlı, fazla sorgulamıyor. Adanaz, on dakikada bir soruyor“Baba hiç mi yürümeyeceksin?” diyor. Bazen Ada benden bir şey istiyor, Azra da ona kızıyor“Babam yürüyemiyor! Niye onu yoruyorsun?” diye. Kendi aralarında çatışıyorlar… “Hiç mi ayağa kalkmayacaksın?” diye soruyor.

Üç kızım var. Bazen engelli olduğumu bile unutuyorum.

18 yaşımızda nasıl evlendiğimizde aramız nasılsa eşimle şimdi de aynı… Sevgi ve saygı var. On defa ölsem ve dünyaya yeniden gelsem yine onunla evlenirdim.

Kekemelik Devam Ediyor mu?

Şu anda fazla sorun olmuyor. Ama bir gün çalıştığım işyerine bir vatandaş geldi, oda kekeme. Benim eski halim gibi. Çocuk bir başladı “bibibibibibibi” diye. Ben de heyecanlandım ve takıldım orada “nenenenenene” diye başladım, “Ne oldu?” diyeceğim. O “bibibibi” ben “nenenene” derken ikimiz de takıldık. Karşıdaki vatandaş dalga geçiyorum zannedip, beni dövmeye çalıştı. Adamı ikna etmek arkadaşlarımın iki saatini aldı. Fakat adam inanmadı, gitti beni Genel Müdürüme şikâyet etti. Allahtan müdürüm benim kekeme olduğumu biliyordu.

Gazi Olmak Nasıl Bir Duygu?

Eskiden gazilere bir saygı ve sevgi vardı. Gittiğimiz yerde gazi olduğumuzu hissediyorduk. Fakat geçtiğimiz 10 yılda çok şey değişti.

Gazilik ve şehitlik kavramı bitti desek yeri var. Ben şu anda gittiğim çoğu yerde Gazi olduğumu bile söylemiyorum; engelliyim diyorum.

Birileri çıkıp vatan için şehit olanla Uludere’deki kaçakçıyı aynı kefeye koyarsa benim kendime Gazi dememin bir anlamı kalmıyor.

Onlara “sivil şehit” dendiğini bizzat bakanın ağzından duydum.

Eskiden bir Gazi ya da Şehit geldiğinde halk, ordu, devlet; bir evladımız yaralandı, şehit oldu diye seferber olurdu. Şimdi hergün şehit geliyor ama ateş sadece düştüğü yeri yakıyor.

Şimdi şehitlerimiz sadece sayı olarak kalıyor. Artık normalleşti. Artık televizyonlar bile söylemiyor. Magazin haberleri bir hafta televizyonlarda gösterilirken, 20 yaşında gencecik biri bu vatan için toprağın altına giriyor ama iki saniye gösteriliyor. O da alt yazıyla…

Ben şimdi nasıl şehidin değeri var diyeyim! Ben artık Türkiye’de şehit ve gazilik kavramının bittiğine inanıyorum. Açılım süreci; terör faaliyetlerine karşı hükümet politikalarının en yanlışı…

Açılımın sonucunu verdiğimiz şehitlerden anlıyoruz. Açılım dediler tavizi verdiler;25 yılda kazanılanlar, beş yılda gitti!Askerler boşuna dağlarda terörist arıyorlar, PKK şuanda mecliste. Adamlar açık açık mecliste teröristleri savunuyorlar ama hiç kimse bir şey demiyor!

 

Milletvekillerin şehitler ve gazilerle ilgili konuşmalarını, davranışlarını samimi bulmuyorum. Bu kadar şehit ve gazilik kavramına değer veren,  PKK’ya bu kadar taviz verir mi?

Bu kadar müsteşarlar, bu kadar danışmanlar, asker, polis bu olayın buraya geleceğini tahmin edemiyor muydu?

Bugün kahvede oturan simitçi bile bunu yorumlayabiliyor.

Şimdi birileri Kürt sorunu diyor, ama ben yaşadığım İstanbul’a bakınca her tarafta Tuncelili, Diyarbakırlı arkadaşlarım var, hiçbir sorun yaşamadık. Şimdi benim İstanbul’da yaşayan Diyarbakırlı komşum, komşum da, Diyarbakır’a gidince PKK’lı mı oldu. Kürt sorunu mu ortaya çıktı.

         

 

ETİKETLER : UYARI Sitemizde yayınlanan ve kaynağı sitemize ait olan haberler kaynak belirtmek ve bağlantı eklemek koşuluyla başka sitelerde yayınlanabilir. Kaynak belirtmeyen ve bağlantı eklemeyen yayıncılar hakkında hukuki haklarımızı
Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer Duyuru haberleri
Facebook'ta Bizi Takip Edin.

Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
ÇOK OKUNANLAR
SON YORUMLANANLAR


Arşiv Arama
- -
Anket
Radyo Haber Sitemizi Nasıl Buldunuz
Fena Değil
Güzel
İdare eder
Kötü








Gazi45Radyosu
Sitemizde yayınlanan ve kaynağı sitemize ait olan haberler, kaynak belirtmek ve bağlantı eklemek koşuluyla başka sitelerde yayınlanabilir. Kaynak belirtmeyen ve bağlantı eklemeyen yayıncılar hakkında hukuki haklarımızı kullanacağımızı saygıyla duyururuz.
© Copyright 2018 Gazi45Radyosu. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi 45 radyosu haber yazılımı alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Beşiktaş
Galatasaray
Fenerbahçe
Trabzon spor
Bursa spor
SİYASET
Adalet Bakanlığı
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
EĞİTİM
E-Devlet
M.E.B.
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
DÜNYA
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş
Arıkan Meselesi
pendik evden eve nakliyatkartal evden eve nakliyattuzla evden eve nakliyatevden eve nakliyat
Botoks Adana Meme Büyütme Lazer Epilasyon İstanbul Lazer Epilasyon Basur Tedavisi Ankara Botoks