mecidiyeköy escort istanbul escort porno seyret

Gazi Sabahattin Külah Söyleşi

BENİM AYAĞIMI ALAN ADAMLAR ŞU AN MECLİS’TE. MAAŞLARINI DA BEN VERİYORUM
Bu haber 2016-02-22 11:55:12 eklenmiş ve 1612 kez görüntülenmiştir.

BENİM AYAĞIMI ALAN ADAMLAR ŞU AN MECLİS’TE.

MAAŞLARINI DA BEN VERİYORUM

Gazi Sabahattin Külah

10.10.1973 Manisa, Sarıgöl ilçesi, Günyaka köyü doğumluyum. Yörüğüm. Köyümüz dağ köyü olduğu için yeşil bir köydü. Köylüler genellikle çiftçilik ve hayvancılıkla uğraşırlardı. Ben de çiftçi bir aileden geliyorum. Hayvancılık yapar, tarlalarımızı ekip, biçerdik. Askere gidinceye kadar köyde çiftçilikle uğraştım.

Babam, dokuz evin tek oğluymuş. Dedem de tekmiş. Babam herhalde soyum tükenecek, çoğaltayım diye düşünmüş olacak ki biz 9 kardeşiz. Altı erkek, üç kız kardeş arasında ben 7 numarayım.

Köyde 50-60 dönüm bir arazimiz var. Kardeşlerimin hepsi orada çiftçilikle uğraşıyor. Bazıları üzüm üreticiliği yapıyor, bazıları hala tütün ekiyor.

Kalabalık bir ailede büyümek hem zor, hem de çok güzel. İstediğimiz her şeye sahip olamıyorduk ama mutluyduk.

Çocukluğum çok güzel geçti. Varlıklı değildik ama güzeldi. Elimizde olanlarla yetinmeyi biliyorduk.

Kalabalık olmak annem ve babam için zordu ama bize karşı çok fedakârlardı. Köyde olmalarına rağmen ellerinden geleni yaptılar.

Babam görünüşte çok sert bir insandı ama çok iyiydi. Bizimle her zaman arkadaş gibiydi. Arkadaş olmaya çalışırdı. Benim küçüklüğümde babamın ağabeylerimle oturup içki içtiğini bile hatırlarım ama sigara içmemizi hiç istemezdi.

 

Babam, rahmetli, hep espri yapardı. Bizim oralara bir memur geldiğinde “Ya amca, neden bu kadar çocuk yaptın?” dediğinde, “İnönü beni kandırdı. Çok çocuk yapana maaş bağlayacağım dedi. Ben de kandım!” diye şaka yapardı.

Rahmetli annem çok çalışkan biriydi, hiç yerinde durmazdı. Bizde hakkı çoktur.

Yaklaşık 200 küçük, 25-30 kadar da büyükbaş hayvanımız vardı. Onların hepsini annem sağar ve yoğurt, yağ, peynir yapardı. Evin bütün işlerini eksiksiz yapardı. Bir günden bir güne kirli, paslı gezdiğimizi hatırlamam.

Köyünüzde Okul Var mıydı?

Köyümüzde okul vardı ama ilkokul 5. sınıfa kadar okudum. İlkokul öğretmenim beni ortaokula yazdırdı ama babam köyde iş güç var, okuyup da ne yapacak dedi ve göndermedi. Okuyamadım.

Ayrıca biz köy evinde 9 kardeş yaşardık. Çok ders çalışma şansı olmuyordu. Üstüne üstlük bizim misafirimiz eksik olmazdı, misafir geldiyse hiç çalışamazdın. Bu yüzden okula her gün bir saat erken gidip, ödevlerimi yapıyordum.

Bir gün öğretmenim akşam misafirliğe bize geldi. Benim ödevimi yapmadığımı gördü.  Ertesi gün okulda beni tahtaya kaldırdı. Bir gün önce verdiği ödevi sordu. Ben de yaptığımı gösterdim.

Teneffüs zili çalıp da arkadaşlar dışarı çıkınca bana “Sen kal, çıkma.” dedi. “Ben, dün akşam sizdeydim. Biz kalkmadan sen yattın. Sen bu ödevi ne zaman yaptın?” diye sordu. Ben de anlattım; sabahları bir saat erken gelip ödevimi okulda yaptığımı söyledim. Öğretmenim bir saatte ödevlerimi yaptığımı görünce şaşırdı ve babama beni okutması için baskı yaptı ama babam okutmadı.

Okumak hep içimde uhde olarak kalmıştır. Bu yüzden çevremdeki herkesi okumaları için teşvik ediyorum.

Maalesef o dönemde bir yol gösterenimiz yoktu. İşten güçten ağabeylerim de okumamıştı. Belki onlar okuyup yol gösterseydi daha farklı olurdu.

Fakat kaderimizde böyle yaşamak mı vardı yoksa kaderimizin yönünü değiştirebilir miyiz bilemiyorum. Ben kadere inanan bir insanım. Bir şeyleri ne kadar yapmaya çalışsan da onun zamanı gelmediyse olmuyor.

Okulu Bıraktıktan Sonra Ne İş Yaptın?

Ağabeylerim büyüktü, onlar çiftçilikle uğraşıyordu. Ben de çobanlık yaptım askere gidene kadar.

Yazları sıcak olduğu için koyunlar yayılamaz. Bu yüzden genellikle akşam serinlikte yani öğleden sonra 3 gibi çıkar, güneş doğduğunda eve dönerdik. Gece hayvanları kontrol etmek zor olurdu, en büyük yardımcımız ise köpeklerimizdi. Gecenin o zifiri karanlığında köpeklerimiz bizim için çok önemliydi. Yaşım küçük olmasına rağmen bütün bunları kolaylıkla hallederdim.

Köyden Hiç Ayrıldın mı?

Kardeşlerimin hepsi şu anda bile köyde yaşıyor. Köyde arazimiz ve hayvanlarımız çoktu, işten güçten kafamızı kaldıramıyorduk. Bir defasında “Bu köyde durmayacağım” dedim ve babamlardan habersiz bizim ilçenin bir kasabasına çalışmaya gittim. Yaşım da 15! Birkaç gün çalıştım ve babam gelip beni buldu, çok kızdı. “Burada başına bir şey gelse. Biri hırsızlık yapsa üstüne atsa ne olacak?” diye çok azarladı. Babam aşırı korumacıydı. Çok kol kanat gererdi.

Köyde Yaşam Nasıldı?

Bizim zamanımızda bir doğallık vardı. Bu doğallığı her şeyde görebilirdiniz. İnanın bana hayvanlar bile daha farklıydı.

Şu anda bunun tam tersi. Bu yüzden şimdi köyde yaşıyoruz diyenler, köyde yaşıyoruz demesinler. Her yer şehir gibi oldu.

Örneğin köyde çocukluk geçirenlerin öz güvenleri yüksek oluyor ve insanları daha çok seviyorlar.

Çalışmadığımız her zaman bir şeyler yapılırdı. Mesela arkadaşlarımla okulun bahçesinde top oynardım, bu bize çok iyi geliyordu.

Bir gün hiç unutmam, köydeki öğretmen bir arkadaşımla komşu köye gidecektik ama bir dereden geçmemiz gerekiyordu. O gün dere yağmurdan dolayı çok gür ve hızlı akıyordu. O zamanlar ben 18 yaşındayım. Bizim de mutlaka karşı gitmemiz gerekiyor. Dereden geçmek için uygun bir yer bulduk. Tam ortasındayken sel geldi ve arkadaşım düştü, akıntıyla savruldu. Bir şeylere tutunmaya çalışıyordu ama nafile, dere çok hızlı akıyordu.  Ben de onun peşinden yakalamaya çalışıyordum. Bir ara akıntı bir yerde yavaşladı ve ben fırsat bu fırsat deyip elinden yakaladım ve çıkardım. Bugün hala sana bir can borcum var der.

 

Askere Ne Zaman Gittin?

Askere 1994 yılında, yaşım gelir gelmez gittim. Isparta 40. Piyade Alayına bağlı Eğridir Dağ Komando Okulu’ndaydım.

Yaklaşık 3 ay, zorlu bir komando eğitimi aldık. Komutanlarımızın hepsinin doğu tecrübesi vardı. Bizlere doğuda yaşadıkları olayları anlatırlardı. Bana masal gibi gelirdi; içimden olur mu öyle şey derdim.

Orada herkes doğuya gideceğini biliyordu. Doğudaysa her gün terör olayları olurdu. Her gün televizyondan bununla ilgili haberleri seyrederdik. Bu yüzden hiç birimiz eğitimlerde kaytarmazdık.

Dağ Komando Okulu’nda, doğuya giden askerlere maaş vereceklerini duyunca çok şaşırmıştım. Ben de bu maaşı biriktirir, çocukluğumdan beri hayal ettiğim, motosikleti alırım diyordum.

Doğuda Nereye Gittin?

Dağıtımım Hakkâri Yüksekova’ya çıktı.  Dağıtım iznine gittiğimde ailem duyunca çok üzüldü. Kardeşlerim içinde doğuda askerlik yapan sadece bendim. Annem çok ağladı. Annemi teselli etmek de Hakkâri’ye gitmem de kolay olmadı.

İlk önce Ankara’ya, oradan Elazığ Toplanma Merkezi’ne gittim. Sonra konvoyla Bitlis’e, oradan Tatvan’a, sonra vapurla Van’a… Orada 10 gün konvoy bekledik ve nihayet Hakkâri, Yüksekova’ya vardık. Yol bizi çok yormuştu.

Birliğe gittiğimizde herkes operasyondaymış. Bizi bölüklere ayırdılar. Ben birinci bölüğe düştüm. Bir komutan içtima alanında “makineli tüfekçiler çıksın” dedi. Üç kişi çıktık; bize elbise falan vermeden atışa gönderdiler. Diğer iki arkadaşım makineli tüfeği doğru dürüst kullanamadılar. Hem atışları hem de parça bilgileri iyi değildi. Bir astsubay, çocuklara “Siz eğitim esnasında neredeydiniz? Neden komutanınızı dinlemediniz?” diye çok kızdı.

İçimden “Bu askerlik böyle bitmez!” dedim.  Sıra bana geldi. Çok heyecanlıydım fakat hedeflerin hepsini vurunca, komutan “Tamam! Sen nişancısın, bunlar da yardımcın. Gidin elbiselerinizi alın. Akşam nöbete çıkacaksınız!” dedi. Daha ilk günümüzdü!

Gittik depodan elbiselerimizi aldık. Yatacağımız yerleri gösterdiler ve doğru dürüst dinlenmeden, akşam saat 18.00-19.00 yedi gibi bizi nöbet tutacağımız mevziiye götürdüler.

Bir süre sonra bir uzman çavuş komutanımız geldi.  “Şu bölgeye dikkat edin. Şuradan ateş gelme ihtimali yüksek, şurada bizim mevziler var, ateş gelirse sen de ateş et!” deyip, Fenerbahçe–Galatasaray maçını seyretmeye gitti. 

O gidince biz ne yapacağımızı şaşırdık. Hiçbir fikrimiz yoktu, her taraf zifiri karanlıktı, göz gözü görmüyordu. Sadece belli noktalarda, mevzilerin dışında, etrafı aydınlatması için ışıklar vardı. Biz eller tetikte, pür dikkat bekliyorduk. Kendi aramızda olayları kavramaya çalışıyor ve bir çatışma olursa ne yapacağımızı konuşuyorduk. İçimden “Allah’ım nereye düştük!” dedim.

Hiç unutmam maçın başlama düdüğüyle teröristlerin ateşi aynı anda başladı! Biz tabi ki şoka girdik, kafamızı kaldıramadık! Karanlığın içinden, tepemizden kurşunların geçişini ve üzerimizden geçerken şaklamasını duyunca çok korktuk.

İlk şoku atlattıktan sonra biz de karşı tepelerde gördüğümüz namlu ağzı alevlerine doğru ateş etmeye başladık. Bizim sağımızdaki mevzi sürekli bizim önümüze doğru atıyordu. Biz bunlar kafayı yemişler herhalde, tepeye atacağına bizim önümüze atıyorlar dedik. Hatta bir ara ben de sırf onların dikkatini çekmek için onların önlerine attım. Gece bir gibi terörist ateşi yavaş yavaş kesildi. Bu sefer de bizim havancılar muhtemel kaçma yerlerine ara ara havan ateşi açmaya başladı ve bu atışlar yaklaşık 2 saat sürdü.

Sabah gün aydınlanınca, arama taramada, bizim mevziin yaklaşık elli metre önünde bir terörist cesedine rastladık. Meğer bizim yanımızdaki mevzi teröristin el bombası atışını görünce oraya ateş etmiş. Biz de adamlar korkudan nereye atacağını bilmiyorlar dedik.

Biz mevziden ayrılıp kahvaltı yapmaya giderken, askerlerin toplandığını gördük. Yanlarına gittiğimizde, vurulan teröristin cesedini gördük. İçimden, “Korkmaya gerek yok! Terörist de bizim gibi insanmış!” deyip yatmaya gittim.

Taciz Ateşi Çok Oluyor muydu?

Bizim taburda hem operasyona çıkan birlikler hem de çevre emniyeti alan birlikler vardı. Bizim görevimiz taburun etrafındaki sabit mevzilerde çevre emniyetini almaktı. Biz gittiğimizde taburun bütün askerleri operasyona çıkmışlardı. Bu yüzden teröristler mevcudumuzun az olduğunu düşünerek sürekli taburu basmaya kalkışıyorlardı. Çok yoğun çatışmalar yaşardık.

Özellikle 16 Ağustos akşamını hiç unutmam. Yüksekova’nın Şahintepe diye bir üs bölgesi vardı. Her gün oraya iki tim çıkar, çevre emniyetini alırdık.  Ama o gün dedim ki buradan geri dönüş yok! Çünkü teröristlerin fırsat kolladıklarını biliyorduk. Arkadaşlarımızla toplanıp, dikkatli olmamız ve birbirimizin önümüzü kollamamız gerektiğini konuştuk. Mümkün olduğunca, kendimizi koruyabildiğimiz kadar koruyacaktık. Akşam 18.00 gibi taciz ateşi bir başladı ve sabahın altısına kadar sürdü. Eğer biz biraz dikkatsiz davransaydık çok kötü sonuçlar doğabilirdi.

Operasyondaki Timler Ne Zaman Döndüler?

10-15 gün sonra operasyondaki timler dönmeye başladı. Kalabalıklaştık. Ama yine nöbete çıkan bizdik. Meğer onlar dinlenmek için tabura gelirlermiş. Temizlenip kendilerine geldikten sonra tekrar çıkarlarmış.

Komutanımla gittim konuştum. Dedim ki ben time geçmek istiyorum. Olmaz dediler! Israr edince beni Balıkesirli bir asteğmen vardı, onun timine verdiler.

Bana, “Sen benim postam ol.” dedi. Ben de Balıkesir’le Manisa biraz yakın diye kabul ettim. Ben postayı güzel bir şey sanıyordum fakat nerdeyse adamın hanımı gibi olduk! Yemeği yap, hazırla, kumanyayı ısıt, önüne koy… Gerekirse telsizini bile ben taşıyordum.

Dağ Komando Tugayında Askerlik Zor muydu?

İlk gideceğimiz yer olarak duyduğumda ve gittiğimde, zor günlerin beni beklediğini biliyordum. Fakat her sabah Sümbül Dağı’na karşı bir sigara yakarak geçen günleri saymak, evi, sıcağı, kalabalığı özlemek, özlem duymak da ayrı bir duygudur.

Her geceden, her çatışmadan sonra büyük bir rahatlama ve huzurla içinizden "İşte buradayım!" dersiniz, kendinize güvenirsiniz.

Şimdi o günleri düşündükçe gençliğin anlamını, gücün ne olduğunu daha iyi anlıyorum. Bu bile size büyük bir haz vererek iyi ki orada askerlik yapmışım demeniz için yeterli olur.

Bütün zorluklarına, özlemlere, soğuğa rağmen oradaki gerçek arkadaşlığı özlersiniz.

Doğa Şartları Nasıldı?

O dönem bölgede terör olayları çok oluyordu. Ama biz aynı zamanda oradaki doğa şartlarıyla da mücadele ediyorduk.

360 derece döndüğünüzde dağ ve gökyüzünden başka bir şey göremediğiniz bir yerdi. Havası, suyu her daim soğuk, coğrafyası ve iklimi sertti. Her sabah uyandığınızda size bir zebani gibi bakan Sümbül Dağı’nda, Kasım-Nisan ayları arasında beyaz kar örtüsü eksik olmazdı.

Kış günlerinde, saat 16.00’dan sonra, güneşin tugayı çevreleyen tepelerin ardına çekilmesinden dolayı dondurucu ayaz bütün bedenimizi sarardı. İstem dışı zıplamaya ve dans etmeye başlardık.

Hiç unutmam bir gün, Şeytan Kayaları’na intikal esnasında kar yağışı başladı. Kar o kadar şiddetli yağıyordu ki ne geri ne de ileri gidebiliyorduk. Soğuktan, tipiden üç gün karın altında birbirimize sarılarak kaldık. Yiyecek de içecek de bitti. Daha sonra yakınımızdaki Yüksekova’nın Yeşiltaş Karakolu’na zar zor, karlara bata çıka gittik. Karakol küçük bir yerdi. Mevcudu en fazla yüz kişiydi. Bir gün de orada kaldık. Karakolda çok fazla bir şey yoktu ama adamların ne güler yüzle karşılamasını ne de çorba diye verdikleri sıcak suyun lezzetini unutamam.

Halkı Nasıldı?

Manisa’yla Yüksekova, Türkiye’nin bir ucuyla öteki ucu… Ben 13 ay Yüksekova’da kaldım. 13 ayda iki defa çarşıya çıktık. Onda da ihtiyaçlarımızı alıp hemen birliğe döndük.

Halkın bir kısmı bize karşı çok kaba davranıyordu. Bunu da belli etmekten çekinmiyorlardı.

Halkın ekonomik durumunu kendi ilçem ve köyümle karşılaştırdığımda bizden çok çok iyi olduklarını söyleyebilirim. Örneğin o bölgede eski model bir araba görmeniz mümkün değil. Hepsi son modeldi. Kaçakçılıktan başka bir iş yapmıyorlardı. Askere düşmanlıkları da buradan geliyordu.

Evlerinin dışından bakınca ev üstüme düşer diye girmeye korkarsınız. Ama içine girdiğiniz zaman her türlü konforu görürsünüz. Örneğin klima olmayan ev yok gibiydi. Elektrik de bedava. Köylerdeki kuyuların içine onlarca elektrikli su ısıtıcısı bağlamışlardı, 24 saat sıcak suları mevcuttu.

Hiç Teröristle Karşılaştın mı?

Teslim olan çok teröristle karşılaştım ama genellikle teröristler ya mermisi bittiği zaman ya da kurtulamayacağını anladığı zaman teslim oluyorlardı.

Bir operasyonda da yine sıkıştığını anlayan teröristlerin 18’i teslim oldular. Onları tabura getirirken yolda adamların durumlarına acıdım. Hepsi 16-20 yaşlarında genç çocuklardı.  Dağda aç susuz kalmışlar. Su ve konserve verdiğimizde çok şaşırdılar. Hatta birisi yaralıydı onu da revire götürdük.

Nasıl Yaralandın?

1994 yılının Nisan ayında, bahar operasyonu için Yeşiltaş Karakolu’ndan helikopterlerle Kuzey Irak’a geçtik. Biz aslında başka bir alana inecektik. Bizden önce başka bir helikopterle giden tim, iniş esnasında pusuya düşmüş ve helikopter isabet almış! Bu yüzden pilot, oraya değil de başka bir bölgeye indirmiş timi.

Teröristler bizim oraya ineceğimizi daha önceden öğrenmişler. Nasıl bilgi aldılarsa pusu atmışlar oraya. O gün hemen hemen her giden helikopter isabet aldı. En son bizim tim havada kalmıştı. Yerdeki timler bize ateşleriyle destek verdikleri için biz sorunsuz indik fakat helikopter havalanırken isabet aldı. Dört gün böyle geçti. Dördüncü gün uçaklar bombalama yapınca biraz rahatladık.

Helikopterden inerken arkadaşlarımızdan bazıları yaralandı bazıları da şehit oldu.

Operasyonun 4. günündeydik. Arama tarama için bir vadiye girecektik. Timde 6’ıncı,7’nci sıradaydım. Ayrıca bizim önümüzde de timler vardı. Birden bir toz bulutu ile patlama oldu. Yere düştüm! Etrafıma baktığımda kimsenin olmadığını gördüm. Acı hissetmediğim için bana bir şey olduğunu ilk önce anlayamadım. Sonra toz bulutu kalkınca ayağımın parçalandığını gördüm ama kendimi kaybetmedim. Arkadaşlarıma baktım, göremeyince onlar daha kötü herhalde deyip korktum. Sonra yardıma gelen arkadaşlarımı görünce biraz rahatladım.

Arkadaşlarım tampon yaptıktan sonra beni bir tepenin zirvesine çıkarıp helikopter çağırdılar ama helikopter teröristlerin yoğun ateşinden dolayı gelemiyordu. En son bir helikopter indi ve beni Hakkâri Asker Hastanesi’ne götürdüler. Ameliyat olurken kemik tıkırtıları geliyordu ama ayağımı keseceklerini düşünmemiştim. Topukta kemikler dağılmış herhalde onları toparlıyorlar diye düşündüm. O an bile kendimdeydim. Yatağa gittiğimde ayağımın kesildiğini gördüm.

Oradan Diyarbakır’a birkaç gün sonra da GATA’ya geldim. GATA’da aileme nasıl haber vereceğimi düşünürken, ziyaretçilerin var dediler. Babamla ağabeyimi görünce şaşkınlıkla ne diyeceğimi bilemedim. Ailemi teselli etmek için benden daha ağır durumda olan, yan yataktaki iki bacağı olmayan diğer Gazi arkadaşımı gösterince sustular.

Hava değişimine köye gittiğimde annem kendine çok kızdı. Küçükken çok yaramazmışım, bir seferinde annemi o kadar üzmüşüm ki ağzından birden “Yağlı kurşuna gelesin!” diye beddua çıkmış. Ben yaralandıktan sonra annem hep bunu düşünüp ağladı. Kendini suçlu hissediyordu. Çok üzülüyordu. Keşke etmeseydim o bedduayı dedi. Annemi hep rahatlatmaya çalıştım. Bunun kaderim olduğunu, bana yazıldığını anlatmaya çalıştım.

Yaralandığımda askerliğimin bitmesine 49 günüm kalmıştı. Uzman Çavuş olmak için formlar doldurmuştum. Yaralanmasaydım uzman olarak kalacaktım ama kısmet olmadı.

Sonra Köyüne mi Döndün?

1994 yılının sonunda GATA’da protezim takıldı ve köyüme döndüm. Köyde çiftçilikle uğraşıyordum. Bir gün babam “Senin ayağın yok. Kimse evlenmez!” deyip bir çocuklu, eşi ölmüş dul biri vardı; beni onunla evlendirdi.

1995 yılında bir kızım oldu. O yıllarda bana bir iş talep formu gelmişti. Formu doldurdum, gönderdim. 1997 yılının Temmuz ayında İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde işe başladım.

Fakat eşim İzmir’e alışamadı, sürekli köye dönmek istiyordu. 1998’de bir oğlum oldu. İzmir’de yaşayamadı, uyum sağlayamadı, köye dönmek istedi. Bir sene o köyde yaşadı, ben İzmir’de… Baktık olmuyor, 1999 yılında eşimle anlaşarak ayrıldık.

2005 yılına kadar bekâr yaşadım. Evlenmek istemedim. Bu arada annem göğüs kanseri olmuştu. 2005 yılında bir evlilik daha yaptım ama 6 ay sürdü. Bir buçuk yıl nişanlı kalmıştık. Altı ay evli kaldık. Boşanma davamız üç sene sürdü. Üç yıl sonra dava sonuçlandı.

2014 yılına kadar yine bekâr yaşadım. Şu anda bir senelik evliyim. Mutluyum. Evliliğim de iyi gidiyor çok şükür. Zaten kimse ayrılmak için evlenmez.

Sana Göre Gazilerin Sorunu Nedir?

Her gazinin olduğu gibi elbette benim de şikâyetlerim var. Eğer ben bu vatan için bir uzvumu verdiysem devlet de bana sahip çıkmak zorunda. Gaziye sahip çıkmak, “Hadi ben sana maaş bağladım ne halin varsa gör!” demek değil. Ben, benden daha kötü durumdaki arkadaşlarımı düşündüğüm zaman Allah’a bin kez şükür diyorum. İki bacağını, iki kolunu kaybeden adama sen bütün dünyayı versen ne olur? Geri getirebilir misin? Sen bari bu adamın geri kalan ömrünü güzel yaşat. Ama olmuyor.

Daha önceleri halk bizi çok sahipleniyordu, çok iyi davranıyorlardı. Şimdi çok fark etmiyor. Halk uyurgezer moduna girdi. Şehit gelmiş, gelmemiş kimsenin umurunda değil. Sıradanlaştı.

Hükümetin terör politikalarını doğru bulmuyorum. 2009 yılında teröristler Habur’dan girdiğinde bir kahraman gibi karşılandılar.

Artık teröristleri dağda aramaya gerek yok, artık teröristler meclis çatısı altında açık açık ben PKK’lıyım deyip onları savunuyorlar.

Eğer tüm halkımıza bir mesaj verme şansım olsaydı şunu söylemek isterdim: “Bizim Kürt sorunu diye bir sorunumuz yok. Haklar yönünden tabi ki Kürt kökenli vatandaşların ne benden eksik ne de fazla bir hakka sahip olmalarını isterim.

Bugün Kürt kökenli birçok bürokrat var. Kürt kökenli vatandaşlar bu gün Türkiye’nin her yerinde rahat bir şekilde ticaret yapabiliyor mu? Evet! Karnı doyuyor mu? Doyuyor! O zaman sen ne istiyorsun?

Bizim tek sorunumuz PKK ve ona destek veren işbirlikçiler.  Ve bunların uzantıları şu an Meclis’te benden kesilen vergilerle maaş alıp hainlik yapmaktadırlar.

Bugün bu ülkeyi bize bırakıp giden ecdadımız bu vatanı yokluklar ve sefalet içinde almışlar. 90 bin kişi Sarıkamış’ta donarak ölmüş bu ülke için. Biz şimdi sıcacık yatağımızda şükretmesini bilmiyoruz! Bir de vatanımızı elimizle sunuyoruz, bunu alın diye. Yarın öldüğümüzde hangi yüzle batacağız onların suratına hala bilemiyorum. 

       

ETİKETLER : UYARI Sitemizde yayınlanan ve kaynağı sitemize ait olan haberler kaynak belirtmek ve bağlantı eklemek koşuluyla başka sitelerde yayınlanabilir. Kaynak belirtmeyen ve bağlantı eklemeyen yayıncılar hakkında hukuki haklarımızı
Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer Duyuru haberleri
Facebook'ta Bizi Takip Edin.

Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
ÇOK OKUNANLAR
SON YORUMLANANLAR


Arşiv Arama
- -
Anket
Radyo Haber Sitemizi Nasıl Buldunuz
Fena Değil
Güzel
İdare eder
Kötü








Gazi45Radyosu
Sitemizde yayınlanan ve kaynağı sitemize ait olan haberler, kaynak belirtmek ve bağlantı eklemek koşuluyla başka sitelerde yayınlanabilir. Kaynak belirtmeyen ve bağlantı eklemeyen yayıncılar hakkında hukuki haklarımızı kullanacağımızı saygıyla duyururuz.
© Copyright 2018 Gazi45Radyosu. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi 45 radyosu haber yazılımı alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Beşiktaş
Galatasaray
Fenerbahçe
Trabzon spor
Bursa spor
SİYASET
Adalet Bakanlığı
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
EĞİTİM
E-Devlet
M.E.B.
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
DÜNYA
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş
Arıkan Meselesi
pendik evden eve nakliyatkartal evden eve nakliyattuzla evden eve nakliyatevden eve nakliyat
Botoks Adana Meme Büyütme Lazer Epilasyon İstanbul Lazer Epilasyon Basur Tedavisi Ankara Botoks