Bir Toplumun Zihniyeti Nasıl Değişir?

Bundan 20 yıl önce birileri çıkıp “Terörist Abdullah Öcalan’ın mektupları meydanlarda okunacak ve devletin resmi TV kanalı bunu naklen yayınlayacak!” ya da “Devlet görevlileri gidip PKK’lı teröristlerle görüşmeler yapacak!” deselerdi, herhalde Türk toplumu büyük bir öfke duyardı. Hatta buna kim neden olmuşsa ona dersini verip, üstüne de vatan haini ilan ederdi. Fakat ne yazık ki geldiğimiz süreçte “kötü bir olasılık” diye düşündüğümüz pek çok benzer olaya şahit olduk. Peki, hemen yanı başımızdaki aile bireylerinin bile düşüncelerini, inançlarını, değerler zincirini değiştirmek çok zorken, geleneklerine çok bağlı olduğunu varsaydığımız, bazı değerlerinden asla vazgeçmeyeceğini düşündüğümüz Türk toplumunun zihniyeti nasıl bu denli değişti? Bu nasıl mümkün oldu?
Bu haber 2017-01-19 09:53:56 eklenmiş ve 457 kez görüntülenmiştir.

Bir Toplumun Zihniyeti Nasıl Değişir?

Bundan 20 yıl önce birileri çıkıp “Terörist Abdullah Öcalan’ın mektupları meydanlarda okunacak ve devletin resmi TV kanalı bunu naklen yayınlayacak!” ya da “Devlet görevlileri gidip PKK’lı teröristlerle görüşmeler yapacak!” deselerdi, herhalde Türk toplumu büyük bir öfke duyardı. Hatta buna kim neden olmuşsa ona dersini verip, üstüne de vatan haini ilan ederdi. Fakat ne yazık ki geldiğimiz süreçte “kötü bir olasılık” diye düşündüğümüz pek çok benzer olaya şahit olduk. Peki, hemen yanı başımızdaki aile bireylerinin bile düşüncelerini, inançlarını, değerler zincirini değiştirmek çok zorken, geleneklerine çok bağlı olduğunu varsaydığımız, bazı değerlerinden asla vazgeçmeyeceğini düşündüğümüz Türk toplumunun zihniyeti nasıl bu denli değişti? Bu nasıl mümkün oldu?

Bu durumu herkesin bildiğini tahmin ettiğim 2 örnekle açıklamak istiyorum.

İlk örnek balıklarla ilgili… Cam yardımıyla ortadan ikiye bölünmüş bir akvaryumun bir yanına balıkları, diğer tarafa da yemi koymuşlar. Balıklar,

doğal olarak, yeme ulaşmaya çalışınca cama çarparak geri dönmüşler. Defalarca aynı çabayı gösterip her defasında aynı başarısızlığı yaşamışlar ve bu durumu kabullenmişler. Bir süre sonra cam bölmeyi kaldırılmış. Yani yemle balıklar arasında hiçbir engel kalmamış fakat balıklar camdan engelin hala var olduğunu sanarak yeme gitmemişler.

Konuyla ilgili herkesin bildiği ikinci örneğin kahramanlarıysa filler. Filler daha yavruyken, kalın bir zincirle arka bacaklarından bir direğe bağlanırlar. Fil, bulunduğu alanı terk etmek istediğinde zincirden kurtulamaz. Zamanla özgürlük kavramını yitirir ve zincirin ulaşabileceği alanda yaşamaya başlar. Fil büyüdükçe filin bacağına bağlanan zincir inceltilir. Bir süre sonra zincir o kadar inceltilir ki fil istese o zinciri tek bir hamleyle kırıp kurtulabilecek noktaya gelir. Fakat görülür ki fil, çocukluğundaki o sağlam zincirin sınırlarının dışına hiç çıkmamaktadır. Çünkü hala bir zincirin var olduğuna ve o zinciri asla kıramayacağına şartlanmıştır.

 

İşte Türk toplumunun psikolojisi de aynı durumdadır. Yıllar önce başlayan ve zaman içerisinde çeşitli TV programları, sosyal medya paylaşımları ya da yargı kararlarıyla desteklenen bir iklimde, bir yandan toplumun özgüveni aşındırılmış, diğer yandan da neo-liberalizmin dayattığı “bireysellik” sebebiyle kendisi dâhil her şeye karşı duyarsızlaştırılmıştır. Topluma her fırsatta “başın belaya girer” mesajı verilerek kitleler “susturulmak” istenmiştir.

 

Bununla ilgili başımdan geçen bir örneği vermek istiyorum. Yıllar önce bir mizah dergisinin kapağında yer alan ve Sayın Cumhurbaşkanını konu alan bir karikatürü Facebook’ta beğendim diye İzmir Emniyet Müdürlüğü Siber Suçlar Daire Başkanlığı hakkımda “Sayın Cumhurbaşkanına hakaretten” suç duyurusunda bulunmuştu. Bunun üzerine, Ankara’da ilgili polis karakolunun tebliğiyle Cumhuriyet Savcılığına ifade vermiştim.

 

Çok sıradan olan ve konusu suç da oluşturmayan bu ve benzeri olayları alt alta koyduğunuzda ulaşılmak istenen amacın genel bir korku hali yaratmak olduğunu görüyorsunuz. Toplumu baskı altına alarak, tektipleştirip gözdağı vererek bütün

toplumu şekillendirmek, duyarsız hale dönüştürmek, herkesi çaresizleştirmek istiyorlar. Çünkü biliyorlar ki bir kez korku “yüreğe” düşerse artık o birey tıpkı bacağında asla kırılamayacak bir zincir olan fil gibi itaatkâr olur. Devasa gücüne rağmen küçücük adamların emrine girer. Böylece 20 sene önce biri kalkıp da şehit Mehmetçikler için “O insanların görevi hayatını vermek. Ölmek için maaş alıyor. Bana ekstra bir iyilik yapmıyorlar!” demiş olsa ayağa kalkacak toplum bugün sesini çıkarmaz hale gelir. “Birkaç Mehmet şehit oldu diye Meclis'i toplamayız!” cümlelerini duymasına rağmen duymazdan gelebilir genişçe bir grup.

 

Bir başka deyişle her gün her şeye alıştırılıyor millet. Her defasında daha fazla çürüyor yürekler. Toplum, topyekûn “özgüven kaybına” uğruyor. İşin kötü yanı şu ki suskunluk ve özgüven kaybı bulaşıcı bir hastalık gibi yürekten yüreğe evden eve giriyor sinsice. Bireyler, birbirlerine baka baka olmayan zincirlerinin daha da kırılmaz olduğuna inanıyorlar. Özgüvenini yitiren toplum hafızasını da kaybediyor. İşte cellâdına âşık olmalar da Stockolm Sendromları da tam bu dönemde ortaya çıkıyor.

 

Gelinen noktada Türk toplumu da bacağında tek hamlede paramparça edeceği incecik bir zincir olan ama yüreğinde ve beyninde kırılmaz olduğunu düşündüğü zincirlerin esiridir. “400 milletvekilini verin ve bu iş huzur içinde çözülsün”, “Biz olmazsak Türkiye batar”, “Biz olmazsak maaşlar ödenmez” gibi abartılı sözlerin edilebilmesi egemenlerin özgüvenini gösterdiği kadar halkın da tutsaklığının ifadesidir.

 

Ancak hiç şüphe yok ki hayat sürprizlerle doludur. Hiç uyanmayacakmış gibi görünen toplumlar bile gün gelir ve uyanıverir. O gün, bir öncekiyle aynıdır; hayat bir gün önceki gibi akmaktadır; zulüm her zamanki kadardır. Fakat belki tesadüfen belki de küçük gibi görünen bir sebeple tüm aynılıklar kökten değişiverir. Tutsak alınmış fil bir adım atar ve o tek bir adım, yıldırım hızıyla yürekteki korkuları da beyindeki duvarları da yerle bir ediverir. O gün geldiğinde geçmişin karanlık yüzü de hızla yok olur. Her zaman yerinde duran güneşin ne kadar aydınlık olduğunu da dalga dalga yok olan karanlık gösterir.

ETİKETLER :
Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer Ana Menü haberleri
Facebook'ta Bizi Takip Edin.

Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
ÇOK OKUNANLAR
SON YORUMLANANLAR


Arşiv Arama
- -
Anket
Radyo Haber Sitemizi Nasıl Buldunuz
Fena Değil
Güzel
İdare eder
Kötü








Gazi45Radyosu
Sitemizde yayınlanan ve kaynağı sitemize ait olan haberler, kaynak belirtmek ve bağlantı eklemek koşuluyla başka sitelerde yayınlanabilir. Kaynak belirtmeyen ve bağlantı eklemeyen yayıncılar hakkında hukuki haklarımızı kullanacağımızı saygıyla duyururuz.
© Copyright 2017 Gazi45Radyosu. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi 45 radyosu haber yazılımı alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Beşiktaş
Galatasaray
Fenerbahçe
Trabzon spor
Bursa spor
SİYASET
Adalet Bakanlığı
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
EĞİTİM
E-Devlet
M.E.B.
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
DÜNYA
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş
Arıkan Meselesi
tuzla evden eve nakliyatpendik evden eve nakliyatkartal evden eve nakliyattuzla evden eve nakliyatevden eve nakliyat