İsrail Gazı mı?


Bu makale 2015-12-23 00:16:13 eklenmiş ve 366 kez görüntülenmiştir.
Gazi Koray Gürbüz Ankara

İsrail Gazı mı?

 

Ortadoğu’daki savaşların temelinde enerji üzerine olduğunu söylersek herhalde doğru söylemiş oluruz. Emperyalist ülkelerin Ortadoğu ve Akdeniz üzerinde hâkimiyet kurma istemleri yeni değil. Örneğin 1982 yılında Kudüs’te düzenlenen İsrail-Amerikan diyalogunu pekiştirmeye yönelik bir konferansta, Doğu Akdeniz’de uygulanması muhtemel stratejiler için Ortadoğu ve Doğu Akdeniz’in ayrı ayrı bölgeler olarak değil, birbirini tamamlayan bir bütün olarak ele alınması gerektiği savunulmuştur. İsrail, özellikle Doğu Akdeniz’in kontrolünün kendisinde olması gerektiğini her seferinde uluslararası arenada belirtmiştir. ABD de; Girit, Türkiye ve İtalya’da üsleri olduğu halde 1982’den beri sürekli olarak Doğu Akdeniz’de uçak ve savaş gemileri bulundurmaktadır.

 

 

 

DOĞU AKDENİZ’DEKİ EN BÜYÜK SORUN

 

 

Türkiye-KKTC-GKRY-Yunanistan arasında yaşanmaktadır. GKRY, 5 Nisan 2004’te resmi gazetede yayınlanan bir yasa ile Mart 2003’den itibaren geçerli olmak üzere 24 mil genişliğinde bitişik ve 200 mil genişliğinde Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) ilan etmiştir. Rum Yönetimi bu hamlesiyle, 1974 Kıbrıs Barış harekâtından sonra garantör ülke konumundaki Türkiye’yi ve Kıbrıs’taki Türk Toplumunu yok saymıştır.

 

 

Bunun üzerine Türkiye, 21 Eylül 2011’de KKTC ile “Akdeniz’de Kıta Sahanlığı Sınırlandırması Hakkında Anlaşma” imzalamış ve Doğu Akdeniz’de haklarını muhafaza ettiğini ve bu hakların geçerli olduğu sahalarda hidrokarbon arama, çıkarma gibi faaliyetlere izin vermeyeceğini açıkça belirtmiştir.

 

 

2008 YILINDA

 

 

Kıbrıs’ın etrafı da dâhil olmak üzere Doğu Akdeniz havzasında önemli miktarda petrol ve doğalgaz yatakları keşfedilmiştir.

 

Bu bağlamda bölgedeki kıyı devletlerinin her kilometrelik kıyı şeridi, son derece değerli binlerce mil kare deniz alanına dönüşmüştür.

 

Mısır, Türkiye, Kıbrıs (GKRY ve KKTC), Lübnan, Suriye, İsrail ve Gazze Şeridi bölgedeki petrol ve doğalgazda hak sahibidir.

 

BM Deniz Hukuku Sözleşmesine göre,  Münhasır Ekonomik Bölge adı verilen deniz alanlarının devletlerin kendi aralarında yapacakları anlaşma ile belirlenmesi gerekmektedir.

 

 

MÜCADELENİN NEDENİ ENERJİ

 

 

ABD Jeolojik Araştırmalar Merkezi’nin 2010 yılında yayımladığı raporlar dikkate alındığında; Kıbrıs Adası ile İsrail arasında kalan ve “Leviathan” olarak adlandırılan bölge, Mısır ile Kıbrıs Adası arasında kalan ve “Nil” olarak adlandırılan  bölge, Girit Adası’nın Güneydoğusunda kalan ve “Heredot” olarak adlandırılan  bölge ile Kıbrıs Adası etrafındaki toplam enerji rezervi (petrol, doğalgaz ve sıvı doğal gaz) yaklaşık olarak 30 milyar varil petrole eşdeğer bir rakama ulaşmaktadır. Bu rakamın piyasa değeri yaklaşık 1,5 trilyon dolar olarak hesap edilmektedir.

Doğu Akdeniz’de yürütülen enerji arama çalışmalarının Türkiye açısından en önemli bölümü, GKRY’nin Kıbrıs Adası’nın güneyinde yürüttüğü ruhsatlandırma ve sondaj çalışmalarıdır. GKRY’nin bölgede tek taraflı yürüttüğü sondaj ve ruhsatlandırma çalışmaları İsrail’in enerji ve güvenlik eksenini Türkiye’den vazgeçerek GKRY ve Yunanistan yönünde değiştirmesine neden oldu. 2010 Aralık ayında İsrail-GKRY arasında MEB anlaşması imzalandı.

 

 

GKRY - İSRAİL MEB SINIRLARI

 

 

Leviathan bölgesi başta olmak üzere denizden petrol ve doğalgaz çıkarılması, bunların depolanması ve pazarlanması konusunda işbirliği kararı alındı. Ayrıca İsrail GKRY’den deniz ve hava üssü talep etti.

 

 

TÜRKİYE’NİN GERÇEKÇİ POLİTİKASI NEDEN EKSEN DEĞİŞTİRDİ?

 

 

ABD ve AB, Ortadoğu’daki güvenlik ve ekonomik politikalarını İsrail’in stratejik çıkarları üzerinden ele almaktadırlar. Türkiye’nin 2007’den itibaren İran-Suriye eksenli ekonomik ve ticari paydada birleştirmeye çalışması İsrail’in çıkarlarını tehdit etmiştir.

 

 

SURİYE

 

 

Bölgeye nizam vermek isteyen emperyalist güçler için nükleer silahlanma peşinde olmakla suçlanan ve uzun süredir ambargo altındaki İran’a doğrudan bir müdahale küresel ve bölgesel güvenlik için çok riskliydi.

 

 

Bu nedenle öncelik Suriye’ye verildi. “Suriye terörü destekliyor!” bahanesiyle uluslararası arenada yaptırımlar uygulandı. Oysa Türkiye-Suriye ilişkileri “iki millet tek devlet” nitelemesini çağrıştıran bir seviyeye çıkmıştı.

 

 

ABD’yse Suriye’nin Türkiye ile yakınlaşmasının İsrail’in güvenliğini tehdit ettiği algısıyla Polonya ve Çek Cumhuriyeti’ne yerleştirilmesi planlanan NATO Füze Kalkanı Projesinin Türk topraklarına konuşlandırdı. Böylece Ortadoğu’da Rusya, İran ve Suriye’yle iyi ilişkileri olan Türkiye, bölgede güven kaybına uğradı.

 

 

Ayrıca ABD ve AB açısından Suriye’de istenilen rejim olmadan Doğu Akdeniz enerji kaynaklarının kontrolü kesinlikle sağlanamazdı.

 

 

 

ABD-AB BAŞARISIZ OLDU

 

 

Suriye’nin İran ve Rusya’yla olan nerdeyse yarım asırlık stratejik ortaklığı bu durumu bozdu. Bununla birlikte 2011’de Çin-Irak-İran-Suriye arasında imzalanan ticari anlaşmalar ABD açısından kaygı verici bulundu. Çünkü bu anlaşma ile Ortadoğu’da var olmak isteyen Çin, ABD için Rusya’dan sonra büyük bir rakip olacaktı. İşin daha ilginci bu anlaşmadan 6 ay sonra Suriye’de demokrasi istekleri ve devamında iç savaş başladı.  

 

 

 

GELECEK YÜZYIL

 

 

Bugün Ortadoğu’da ve Akdeniz’de yaşanan sıcak gelişmeler ABD ve AB’nin enerji kaynaklarını kontrol etme gayreti olarak görülmelidir. ABD-AB, ne pahasına olursa olsun buradan vazgeçmeyecektir. Amaçları Kıbrıs üzerinden bütün Akdeniz’e sahip olmaktır. Bu yüzden son yıllarda Kıbrıs’ta yaşanan olaylar çok önemlidir. Çünkü ABD ve AB politikalarını değiştirerek İsrail eksenli GKRY’nin istekleri ön planda tutulmuştur.

 

 

Rusya’nın da Ortadoğu ve Akdeniz’deki son tutunma noktası Suriye’yi kaybetme lüksü yoktur.

 

 

Askeri bakımdan mücadele, deniz kuvvetleri arasında yapılmaktadır. Yani hangi ülkenin bölgede Deniz Kuvveti güçlü ise o bölgeye zafere daha yakın olacaktır. Bu bağlamda da son yıllarda TSK ve Deniz Kuvvetleri Komutanlığına yapılan operasyonları değerlendirmek gerekmektedir. Zira Ergenekon, Balyoz ve Askeri Casusluk davalarında en büyük darbeyi DKK almıştır.

 

 

SONUÇ OLARAK

 

Türkiye, Doğu Akdeniz’de en uzun kıyısı bulunan ülke olarak Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurucu anlaşmaları gereğince Kıbrıs Adası üzerinde garantörlük hakkı olan bir devlettir. Bu itibarla bölgedeki enerji potansiyelinin uluslararası hukuk normları gereğince adil olarak paylaşılmasını talep etmek Türk halkı için vazgeçilmezdir.

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Facebook'ta Bizi Takip Edin.

Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 


Arşiv Arama
- -
Anket
Radyo Haber Sitemizi Nasıl Buldunuz
Fena Değil
Güzel
İdare eder
Kötü








Gazi45Radyosu
Sitemizde yayınlanan ve kaynağı sitemize ait olan haberler, kaynak belirtmek ve bağlantı eklemek koşuluyla başka sitelerde yayınlanabilir. Kaynak belirtmeyen ve bağlantı eklemeyen yayıncılar hakkında hukuki haklarımızı kullanacağımızı saygıyla duyururuz.
© Copyright 2018 Gazi45Radyosu. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi 45 radyosu haber yazılımı alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Beşiktaş
Galatasaray
Fenerbahçe
Trabzon spor
Bursa spor
SİYASET
Adalet Bakanlığı
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
EĞİTİM
E-Devlet
M.E.B.
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
DÜNYA
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş
Arıkan Meselesi
pendik evden eve nakliyatkartal evden eve nakliyattuzla evden eve nakliyatevden eve nakliyat